Tarihler’inde
Bodrum’lu Herodot, hemşehrisi Karyandalı (Gölköylü) Skylax’dan
bu sözlerle bahsetmektedir.
Skylax’ın
(veya Skylax’ın ) bahse konu seferi ile ilgili
olarak günümüze , MÖ. 4. yüzyıldan bir Periplus (Grekce “Deniz
Yolculuğu”) intikal etmiştir. Peripli, antik dönemde,
gemi jurnallerine istinad eden ve kıyıları, kıtaları, ülke
ve adaları tarif eden kılavuzlara denilirdi. Bu kılavuzlarda
rüzgar, dalga, sığlık, su kaynakları ve diğer notik bilgiler
de aktarılırdı. Karyandalı Skylax Periplus’u seferden bir yüzyıl
sonra kağıda dökülmüştür.
Karyandalı
Skylax Periplus’una göre, Skylax
kıyıyı takip ederek Umman'a gelir. Basra Körfezine girmeden
kıyıdan Arap Yarımadasını dolaşır ve Kızıldeniz'e geçer, Sina
Yarımadasına kadar gider.
Ortaçağ’da
benzer kılavuzlara Portolon adı verilirdi. Periplus
ve Portolon’lar, gemi jurnallerine, yani genelde birincil
gözlemlere istinad ettiklerinden, bilim tarihi açısından önemli
özümlemeler ve aktarımlar teşkil ederler.
Hellenistik
devirde Karya, bugün de olduğu gibi, tarıma elverişsiz ve
dolayısı ile hayat standardı düşük bir bölgeydi. Karyalılar,
bu doğal olumsuzluğu, profesyonel askerlik, denizcilik gibi
mesleklerde uzmanlaşarak telafi ettiler. Skylax da
Perslerin hizmetinde yükselmiş bir profesyoneldi. Karyalıların,
savaş sanatında küçümsenmeyecek icadları oldu. Tutamaklı kalkan
ve ibikli miğfer bunlardan sadece bazılarıydı. Unutmamak gerekir
ki, bize basit gibi gözüken böyle bir icad, eski savaşlarda
sonucu kararlı biçimde etkiliyordu.
Keşfettikleri
ve kullandıkları ibikli miğferden ve belki de dövüş sanatındaki
ustalıklarından dolayı Karyalıların antik çağdaki lakapları
“horozlar”dı.
“Kimlerdendi”
bu “Horozlar”?
Bu
konuda Jona Lendering isimli bir yazardan alıntı yapıyorum.
Karya,
ilk Eski Asur ve Hitit İmparatorlukları döneminde (M.Ö. 1800
– 1200) ismini duyurmuş bir krallıktı.
Karya,
Hititliler tarafından Karkissa, Persler tarafından
Karkâ Satraplığı adı ile biliniyordu. Bir süre pek
ismi geçmeyen Karya, Homeros’da tekrar karşımıza çıkıyor.
Gemiler Kataloğu’nda, Homer, Karyalıların Miletos
ve Mycale Yarımadası’nda
yaşadıklarından bahisle haklarında önemli bir bilgi aktarır:
Karyalılar, Truva savaşlarında, Truvalıların tarafında savaşmışlardır.
Bu
bilgi önemlidir. Zira, öğretilerin aksine, Miletos’un bir
Grek şehri olmadığını, Karyalıların İyon Adaları göçmenleri
olmadıklarını, Karyalıların, kendilerinin de her fırsatta
vurguladıkları gibi yerel bir soy olduklarını teyit eder.
Modern dilbilimleri de, Karya dilinin Hitit dil ailesine ait
olduğunu göstermektedir.
Herodot
ise, Miletlilerin Grekceyi Karya ağzıyla konuştuklarından
bahsetmektedir. Esasında Bodrum’lu
Herodot’un kendisi , Karyalıları betimleyen iyi bir örnektir:
Babasının adı Lyxes’dir, bu ise yaygın bir Karya ismi
olan Lukhsu’dan ibarettir.
Karyalıların
dağlardaki kalelerinden bahis olunur, ancak kentsel yerleşimler
neredeyse yoktur. Başka dağlık alanlarda da görüldüğü üzere,
Karyalılar da bir dizi farklı yazılar geliştiririler ve hemen
her vadide Fenike alfabesinin bir değişik çeşitlemesi ile
yazmaya çalışılır.
Ancak,
Karyalıları din birleştirmektedir. Dini merkezlerinden birisi
Mylasa’dır ve orada yerel bir savaş tanrısı olan Karya
Zeusu’na ibadet edilmektedir.
Bu
da bizi Karyalıları savaş sanatındaki yerine geri getiriyor.
Yukarıda da bahsettiğimiz üzere vatanlarının doğal şartları,
Karyalıları ilk çağlardan itibaren profesyonel uzman asker
olmak zorunda bıraktı. Aynı eğilimler bugünkü İsviçreliler,
Gurkalar ve diğer bazı dağ kavimlerinde de görülmektedir.
Özellikle
Mısır Firavunlarına hizmetleri ile ünlenen profesyonel Karyalı
askerler, bütün para mukabili savaşanlar gibi, uygun şartlar
oluştuğunda tekrar ve tekrar saf değiştirmekten de geri kalmadılar.
Zaman zaman Mısır Firavunlarının veya Perslerin veya Greklerin
yanında savaştılar.
Büyük
İskender, Babil yakınlarında Karya köyleri gördüğünden bahseder.
Sözkonusu yer, İpekyolu karakollarından biridir. |