Denizcilik Kültürü

 

 

 

 

 

 

 

YachtWORKS
Haber Listesi
e-postanız
Üye Ol
Üyeliği Kaldır

YETTİ GARİ

Kaynak: http://groups.yahoo.com/group/tekne/message/2572

Gökova'dan selam dostlar! Artık dayanamadım. Bu akşam yusyuvarlak olmuş haziran mehtabına "Salute La Luna" diye kadeh kaldırdıktan sonra kaleme sarılmaktan kendimi alamadım. Üzülüyorum, şu zavallı denizciliğimizin ve yat turizminin biraz önünü açabilmek için yıllarca ne kadar mücadele edildi, uğraşıldı.Biraz düzelir gibi olunca çok görüldü, yine elbirliği ile akla hayale gelmeyen kösteklerle eli kolu bağlanmaya başlandı. Ne tarafından dert yanacağını şaşırıyor insan...

LİMAN KABUSU

Alın şu "Liman Başkanlıkları"nın acıklı halini. Efendim, iki yıldır Ege'de yanılmıyorsam Kuşadası, Göcek ve Fethiye hariç bütün liman başkanları değiştirildi. Olabilir. Ama onların yerlerine atananlar "Denizcilikten Sorumlu" mu? Devlet Bakanı'nın Kırşehir'den hemşehrisi emekli ilkokul öğretmeni veya dostları!

Evet denizi daha önce görüp görmediklerini bilmem ama denizle yakın uzak ilgilerinin olmadığını kendilerinin bile itiraf ettiği bu beyler, yat turizminin belkemiği Bodrum, Marmaris gibi hergün yarısı yabancı en az 50-60 giriş yaptığı limanlar dahil, buralardan sorumlu "Liman Başkanları!.." Üstelik bu bürolarda işi yürüten, bilen memurlar da başka yerlere atanmış. İki kelime yabancı dil bilen bir tek kişi yok. Çoğu zaman başkan beyler vazifeli(!) olarak makamlarında bulunmadığı için imza selahiyetli kimse de bulunmaz. Elinde evrak ne yapacağını şaşırmış aval aval dolaşan yabancı yatçılar... Hangi yat acentası ile konuşsan burnundan soluyor. Hele Bodrum'da ufacık tek bir oda, çoğu acemi bir sürü kadın, erkek memur, herkes üstüste, koridorun sonuna kadar kuyruk. Meltemi kollayıp yola çıkacak yat kaptanı evrakını yaptırmak için saatlerce, bazen yarım gün beklemek zorunda.

Hİç olmazsa önemli "Liman Başkanlıkları"na donanmadan veya deniz ticaretten ayrılmış, iş, lisan bilen kimseleri tayin etmek acaba çok mu zor? Deniz meslek liselerinden, hem de liman işletmeciliğinden mezun olmuş ve iş arayan ne kadar çok genç var. Bunlardan neden istifade edilmez.

Bir yabancı yatçının ilk temas ettiği yer bu makamlardır. Bu halimizle mi kendimizi tanıtacağız?

PATENTA DERDİ

Gelelim şu patenta konusuna. Onunla tanışmam 1961 yılına rastlar. O yıl rahmetli Edip ağabeyle beraber eski teknem Harem'le iki ay Fethiye'ye kadar Ege'yi gezmiştik. Dönüşte Babakale'de üç gün deli gibi esen fırtınanın dinmesini beklerken ne nevalemiz kalmıştı, ne paramız. Sonra bir sabaha karşı; Bozcaada'ya zar zor geçebilmiştik. Alelacele biraz nevale alıp hemen Çanakkale'ye yol vermiştik. Aylar sonra İstanbul Sahil Sıhhiye Müdürlüğü'nden beni buldular. Bozcaada'da patentamızı vize etmeden "Kaçtığımız!" için tutulan yazışmalar, içinde bir sürü telgrafın da bulunduğu koca bir dosya olmuş. Bereket ilgililer anlayışlı çıktı da dosyayı kapattılardı.

Evet eskiden her uğranılan limanda bir de bu patenta defteri vize ettirilirdi.

1009'da Başbakanlık Müsteşarı ve kendisi de denizci olan Ahmet Selçuk dostumuzun gayreti ile bu maskaralığa son verildi. Aynı zamanda demirbaş defterinin de her limanda gümrüğe mühürlettirilmesi kaldırıldı. Gerçi her yıl patenta defterinin alınması yine yürürlükte kaldı ama küçük teknelerde gayrınizami olarak aranmadı.

KOLOMB YUMURTASI

Bu yıl beylerin yeniden aklına gelmiş. 0-250 net ton arası, kürekle yürütülen deniz araçları hariç hepsi çıkardılar. Bununla da bitmedi. Eski yıllarda bunu almayanlar da gecikme zammı ile birlikte katmerli bir ceza ödemek zorunda bırakıldı... Yönetmelikte bunun amacı da şöyle açıklanmış: "...gelir kaybını önlemek için..." yoksa bir işe yarayacağından değil. Yani özürü kabahatinden büyük! Aklınız başınıza geldi degelir mi bekliyorsunuz, gayet basit... Boğazlar ve büyük ticari gemi limanları haricindeki Sahil Sıhhiye teşkilatını lağvedin. Zaten bir imza formalitesinden başka birşey olmayan bu işi - aklı başındaki- liman başkanlığına devredin. Dahili sularda gezen ve 250 tona kadar küçük tonajlı teknelerden de bu patenta zorunluğunu kaldırın. Böylece hem milleti canından bezdirmezsiniz, hem bu işten beklediğiniz gelirin on mislini tasarruf etmiş olursunuz. Kristof Kolomb'un yumurtası...  

KURS SAÇMALIĞI

Bİr de bu ara İMO sözleşmesine uyum sağlamak için ilk yardım, yangın, adam kurtarma gibi mevzularda "STCW" denilen sertifika mecburiyeti çıktı. Hepsi zaten bilinmesi gerekli, faydalı bilgiler. Yalnız bunun için iki haftalık bir kurs mecburiyeti kondu. Belirli zamanlarda birkaç yerde yapılıyor. İnsanların önüne bu iki haftalık kurs için yol parası, yemek parası, otel, kurs ücreti derken milyarı aşan bir fatura çıkıyor. Bütün öğretilen laklakı bir tarafa bırakacak olursak, anlatılanlar 30 sayfayı geçmez. Bunu bir kitapçıkta toplayıp dağıtsalar, sonra da imtihan yapsalar olmaz mı? Önce "amatör denizci" belgesi alıp, sonra"yat kaptanı" ehliyeti verseler olmaz mı?

ÇILDIRTAN BÜROKRASİ

Mahalle köpekleri bile tersiyle gülüyor denizcilerimizin acıklı haline...Üç çeyrek asırlık ömrümde tam 50 yıl doldu yabancı sulara yelken açalı. Binlerce limana giriş-çıkış yaptım. Hiçbir yerde acenta kullanmadım, evrakımı kendim takip ettim. Bu yıl hayatımda ilk defa, hem de kendi memleketimde, özel teknemin yıllık formalitelerini sinirlenip de sıhhatimden olmamak için bir acenta vasıtası ile yapmak zorunda kaldım. Ne acı...

ÇEKİLEN ÇİLELER

Gelin sorumsuz bakanlar ve ilgisiz yetkililer, kafanızı şu liman başkanlıklarından içeri sokun da halini görün. Gelin daha denize yeni açılmaya başlayan insanların, balıkçının, yat turizmcisinin çektikleri çileleri görün Gelin şu dünyada bir eşi daha olmayan koylarımızın, hele Gökova'nın nasıl başıboş, nasıl kaderine terk edildiğini, kimsenin alakadar olmadığını ibretle görün. Ve sonra denizciliğimize yaptığınız eşsiz katkıların(!) verdiği gönül rahatlığı ile bıraktığınız yerden uykunuza devam edin!

Merak ediyorum, denizciliğimizle kim alakadar olacak? Bu engellere kim mani olacak? Deniz Tİcaret Odası'nın hükümet kapısında, borç erteletmekten, kredi istemekten başka görevi yok mudur? Şu yelken kulüplerinin, yarışçı yetiştirip üç-beş kupa kazanmaktan başka işi yok mu? Denize gönül vermiş insanların dertleriyle alakadar olmak akıllarına gelmez mi? Dağ memleketi İsviçre'nin bir gölünde bile bizden fazla özel tekne var, denizci var.

Bir de saf saf bağırıyoruz, hala bir "Denizcilik Bakanlığı" kurulmadı diye.. Bu zihniyet değişmedikçe değil bakanlığı, cumhurbaşkanlığı kurulsa ne yazar... Onun da başına İznik gölünü görünce Karadeniz zanneden birini getirirler! Önemli olan denizci bir toplum yaratacak, ona engel değil yardımcı olacak, önünü açacak bir zihniyetin yerleşmesidir.

SON UMUDUM SİZSİNİZ

Şimdi son bir umudumuz kaldı o da SAHİL GÜVENLİK. Denizde başı sıkışan her denizcinin yegane güvenelir yardımcısı.. Zaten kendisi de denizci olan bu dostlara buradan sesleniyorum; Şu belli oldu ki, her fırsatta onu köstekleyen yetkililerden ve zihniyetten artık hayır yok. Bari siz, biz denizcilere, denize heveslenenlere, küçük balıkçıya destek olun. Mevzuatı böyle diye bazı saçma kuralları uygularken biraz daha anlayışlı, hoşgörülü olun. Kendi inisiyatifinizi kullanın. Bunları çevirip, patenta yok, bilmemne kursuna gitmedin veya teknede bulunması gereken, bazısı doğru ama bir kısmı gereksiz techizatın yok diye hele dünyayı kendi yelkenlisi ile dolaşmış bir kimseyi İstanbul'dan Marmaris'e gene dünya seyahati için yaptırdığı yeni teknesiyle giderken, ehliyetin kifayetsiz diye mahkemeye vermeyin...

Kanunlar, yönetmelikler umuma şamildir. Özel durumlarda bunların tatbikinden uygulayıcılar sorumludur. Ne yapalım kanunlara harfiyen uymak zorundayım derseniz işte size başımdan geçen bir örnek; Yıl 1957. Bir İngiliz yelkenlisiyle dünya seyahatine çıkmak üzere Türkiye'den İngiltere'ye uçakla gittim. İngiltere'ye 10 paket sigaradan fazlasını gümrüksüz sokmak halen yasaktır. O zamanlar Bafra sigarası içiyorum. Gemici torbamda en az 300-400 paket var! Hava meydanında gümrükçü şaşırdı. Kendisine, buradan bir yelkenliyle dünya seyahatine çıkacağımı söyleyip, tekne sahibinin davetini ve mektubunu gösterince gülmüş ve "Yolun açık olsun" diyerek bu kadar sigara getirmeme tereddütsüz müsaade etmişti. İşte denizci bir milletin bir memurunun ve gümrükçüsünün, bir yabancı denizciye hoşgörüsü.

Son sözüm Bodrumlu'nun deyimiyle...

"YETTİ GARİ..."

 SADUN BORO

son güncelleme: 16.01.2004
Ana Sayfa  
yachtWORKS-bodrum, Her Hakkı Saklıdır, Copyright 2002, 2003
t 67