| Oldum
olası tersaneleri severim. Karaya oturmuş balıklar gibi, teknelerin
hüzünlü ricatlarını, yeniden denize kavuşmalarının aceleci
telaşlarını…
Acaba
o geçici dayaklar üzerinde ellerini başına koyan insanlar
gibi onlar da hayatlarının hesabını verirler mi?
Tersanelerde,
el yordamı ve endazeyi bulan insan, renkleri de bulur.
Sesler
de bi başkadır tersanelerde… Direkler ıslık çalar rüzgarda,
sabahları da kuşlar.
Öğlen vakti dalga söner kendince, bezgin, imbat. Akşam üstü,
ah ah akşam üstü anlayana sabırsız olur…, tek bir yudum,…
nokta nokta
Gece
köpekler nöbet kesilir malın yongasına.
Oldum
olası tersaneleri severim.
Senelerdir şarkılarımı denizde yazarım ama tersanelerde kaydederim.
Gerçekten en güzel şarkılarımı tersanelerde seslendirdim.
Ben
tersanemi hep atölye gibi kullandım, bir nevi stüdyo gibi,
sanat evi gibi…
Şarkılarımın çoğunda derinden bu sesleri bulabilirsiniz.
Bu
sene koca bir çam ağacının altında kışlıyorum.
Biraz ötede bir ahlat ağacı var, yaban sakızlarının ortasında
kayalılara nazır genişçe bir bahçe.
İçimden dedim ki,
-
Burada da ne güzel bir sanat atölyesi kurulur !
Derdemez,
lafı elimden aldı Yusuf Bey;
-
Neden olmasın?
Evet, düşünün ki, belki de "Déjà vu", "Jamais
vu" olacak.
(...) bu mekanda, bundan böyle progresif sanatçıların sergileri,
yontuları tanıtılabilecek.
Müzikseverler Mozart dinleyebilecekler belki de o ahlat ağacının
gölgesinde ilk ud resitali verilebilecek.
Belki de bu dinletilerin hatıra kayıtları CD'lere kaydedilip
sizlere sunulabilecekler…
"Jamais vu" yani Türkçesi " Hiç görmedim"
olacak.
İyi
günler…
Fikret
KIZILOK |