Denizcilik Kültürü

 

 

 

 

 

 

 

YachtWORKS
Haber Listesi
e-postanız
Üye Ol
Üyeliği Kaldır

Süleyman Dırvana ve Heinrich Heine
Ağustos 2004

Epeği bir aradan sonra, Prof. Süleyman Dırvana’yı tekrar ziyaret etme fırsatı buldum. Kendisi artık 90 yaşında bir delikanlı. “Seddülbahir” ve “Körfez” kiki denizde. Anladığım kadar “Seddülbahir” artık çok sık denize çıkmıyor, ama kik sıkca kullanılıyor. “Kocabahçe” karada. Süleyman bey artık pek iyi göremiyor. Kendileri dallarında yetkin uzman olmuş öğrencileri – muhakkak ki kendisinden de öğrendikleri bir kadirşinaslıkla – titizlikle kendisini tedavi etmeye çalışıyorlar. Gurebba’dan hala “hastanem” diye bahsediyor. O da müstesna bir insan olan eşi Zeynep hanımla birlikte bu ayın sonunda tekrar İstanbul’a tedaviye gidecekler. Çok sevdiği kitap okumaktan mecburi feragat belli ki kendisini yıpratıyor ama tedavisine de ümitle bakıyor.

Bu gidişimizin bir özelliği vardı: Sevgili Rıfat Edin’le Bozburun limanından bir 12 Kadem dingi ile kendisini ziyaret ettik. Süleyman bey dingiyi tam göremedi ama “algıladı”. Merakla ve bilgiyle sorular sordu ve, tabii ki, iyileştirme önerilerinde bulundu. Aynadaki meşhur “S” kavisi gibi.

Okuyamadığını bildiğimden kendisine müzik götürmüştüm. Barbara Hendrix’in söylediği Schubert Lied’lerinden seçmeler. Piyanoda Rado Lupu çalıyor. Süleyman bey, çok memnun oldu ve, artık pek popüler olmayan bir teşekkürde bulundu; bana bir şiir okudu. Şiir, yaşlı yelkenci ve düşünürün belki de en temel hayat felsefesini aktarıyor.

Süleyman bey şiiri bana Almanca okudu. 90 yaşına rağmen, sanki karşımda Hamburger Schauspielhaus’un bir tiyatro sanatçısı belirdi. Ancak, o Bozburun kayalarının önünde, bugenviller ve zeytinler arasında ve, her şeyden önce Bozburun’un nefis arşipelinin üzerinde, Heinrich Heine’ye çok özel bir anlam daha eklenmiş oluyordu. Süleyman beye sağlık ve uzun ömürler diliyoruz.

İşte size Heine’nin “Donna Clara”sı. Yanında, Behçet Necatigil’e atfolan bir tercüme de sunacağım, ama, şairler beni bağışlasın, bir iki değişikliğe cüret ettim.


Donna Clara



In dem abendlichen Garten

Dolaşıyor bahçede akşam vakti

Wandelt des Alkaden1 Tochter

Kale komutanının kızı.

Pauken- und Trommetenjubel

Davul, boru sesleri

Klingt herunter von dem Schlosse

Şatodan gelen yankı



»Lästig werden mir die Tänze

"Sıkıyor beni danslar,

Und die süßen Schmeichelworte,

Aygın baygın iltifatlar

Und die Ritter, die so zierlich

Beni güneşe benzeten

mich vergleichen mit der Sonne.

Zerafet sevdasındaki şövalyeler.



Überlästig wird mir alles,

Katlanamıyorum artık hiçbirine,

Seit ich sah, beim Strahl des Mondes,

Ay ışığında ezgileri

Jenen Ritter, dessen Laute

Beni pencereye çeken

Nächtens mich ans Fenster lockte.

O şövalyeyi gördüm göreli.



Wie er stand so schlank und mutig,

İnce, uzun, yiğit duruyordu,

Und die Augen leuchtend schossen

Solgun, soylu yüzünde gözleri

Aus dem edelblassen Antlitz,

İki ışık pınarı

Glich er wahrlich Sankt Georgen.«

Sanki Aya Yorgi’ye benziyordu."



Also dachte Donna Clara,

Bunları düşündü Donna Clara

Und sie schaute auf den Boden;

Ve baktı önüne;

Wie sie aufblickt, steht der schöne,

Kaldırdı başını, ne görsün,

Unbekannte Ritter vor ihr.

Karşısında o güzel, meçhul şövalye.



Händedrückend, liebeflüsternd

El ele, sevgiler fısıldaşarak

Wandeln sie umher im Mondschein,

Gezindiler ay ışığında;

Und der Zephir schmeichelt freundlich,

Okşar gibi esiyordu meltem,

Märchenartig grüßen Rosen.

Masalların selamı güllerde.



Märchenartig grüßen Rosen,

Güllerde masalların selamı,

Und sie glühn wie Liebesboten. -

Aşk elçileri gibi kızarmış güller-

Aber sage mir, Geliebte,

Fakat, söyle güzelim, birdenbire

Warum du so plötzlich rot wirst?

Yüzün böyle neden kızardı?



»Mücken stachen mich, Geliebter,

"Sivrisinekler soktu, sevgilim;

Und die Mücken sind, im Sommer,

Öyle nefret ederim ki

Mir so tief verhaßt, als wärens,

Yaz ayları onlardan

Langenasge Judenrotten.«

Yahudi çeteleri sanki."



Laß die Mücken und die Juden,

Bırak sinekleri, Yahudileri

Spricht der Ritter, freundlich kosend.

Dedi şövalye okşayarak;

Von den Mandelbäumen fallen

Düşüyordu ağaçlardan

Tausend weiße Blütenflocken.

Sayısız beyaz badem çiçeği.



Tausend weiße Blütenflocken

Beyaz, yüzlerce çiçek

Haben ihren Duft ergossen. -

Saçıyordu kokularını -

Aber sage mir, Geliebte,

Fakat söyle güzelim,

Ist dein Herz mir ganz gewogen?

Kalbinde başkası var mı?



»Ja, ich liebe dich, Geliebter,

- "Ben seni seviyorum, sevgilim,

Bei dem Heiland seis geschworen,

Ant içerim İsa huzurunda;

Den die gottverfluchten Juden

O İsa'nın ki; Yahudiler

Boshaft tückisch einst ermordet.«

Bir zamanlar öldürdüler alçakça."



Laß den Heiland und die Juden,

Bırak İsa'yı, Yahudileri,

Spricht der Ritter, freundlich kosend.

Dedi şövalye okşayarak;

In der Ferne schwanken traumhaft

uzakta ışıklar içinde bir sürü

Weiße Liljen, lichtumflossen.

Rüyada gibi, beyaz zambak.



Weiße Liljen, lichtumflossen,

Işıklar içinde bir sürü zambak

Blicken nach den Sternen droben. -

Bakıyordu yıldızlara yukarı -

Aber sage mir, Geliebte,

Fakat, söyle güzelim,

Hast du auch nicht falsch geschworen?

Ettiğin yemin gerçek mi?



»Falsch ist nicht in mir Geliebter,

"Bende hiç yalan yok, sevgilim,

Wie in meiner Brust kein Tropfen

Nasıl ki bağrımda ne pis Yahudi ırkının,

Blut ist von den Blut der Mohren

Ne de Müslümanlar’ın

Und des schmutzgen Judenvolkes.«

Tek damla kanı akmıyorsa."



Laß die Mohren und die Juden,

Bırak Müslümanları, Yahudileri

Spricht der Ritter, freundlich kosend;

Dedi şövalye okşayarak

Und nach einer Myrtenlaube

Ve götürdü komutanın kızını

Führt er die Alkadentochter.

Mersin dallarından bir çardağa,



Mit den weichen Liebesnetzen

Yumuşacak bir sevda ağıyla

Hat er heimlich sie umflochten;

Sardı onları gizlice;

Kurze Worte, lange Küsse,

Kısa konuşmalar, uzun öpüşmeler,

Und die Herzen überflossen.

Kaynaştı kalpler iç içe.



Wie ein schmelzend süßes Brautlied

Bir düğün şarkısı gibi

Singt die Nachtigall, die holde;

Tatlı baygın şakıyordu bülbül;

Wie zum Fackeltanze hüpfen

Kalkmış gibi meşalelerle dansa,

Feuerwürmchen auf dem Boden.

Sekiyordu toprakta ateşböcekleri.



In der Laube wird es stiller,

Sessizleşti çardak,

Und man hört nur, wie verstohlen,

Duyulmada gizli, hafif

Das Geflüster kluger Myrten

Fısıltısı akıllı mersinlerin

Und der Blumen Atemholen.

Ve çiçeklerin soluması ancak.



Aber Pauken und Trommeten

İşitildi şatodan ansızın

Schallen plötzlich aus dem Schlosse,

Davul, boru sesleri.

Und erwachend hat sich Clara

Sıyrıldı kollarından şövalyenin,

Aus des Ritters Arm gezogen.

Clara, uyanarak.



»Horch! da ruft es mich, Geliebter;

"Dinle sevgilim, beni çağırıyorlar,

Doch, bevor wir scheiden, sollst du

Fakat ayrılmadan önce,

Nennen deinen lieben Namen,

Bunca zaman benden sakladığın

Den du mir so lang verborgen.«

O güzel adını söyle."



Und der Ritter, heiter lächelnd,

Neşeli, gülümsedi şövalye,

Küßt die Finger seiner Donna,

Donna'sını parmaklarından öptü,

Küßt die Lippen und die Stirne,

Öptü dudaklarından, alnından,

Und er spricht zuletzt die Worte:

Söyledi sonunda şu sözleri;



Ich Sennora, Euer Geliebter,

Ben, Senyora... Sevgiliniz;

Bin der Sohn des vielbelobten,

O herkesin övdüğü, büyük alim

Großen, schriftgelehrten Rabbi

Saragossa’lı Hahambaşı

Israel von Saragossa.

Israel’in oğluyum.





12 Kadem dingi ve Rıfat Edin Bozburun’da. Diğer resimler için tıklayın!


Bozburun mütefekkiri, doksanlık delikanlı yelkenci, Prof. Dr. Süleyman Dırvana


Bozburun arşipeli, Süleyman beylerin evinden görülen manzara.


Süleyman bey ve Rıfat Edin


100 yaşını aşkın “Körfez” kiki

1 Alkade = Alcade = Alcaid = El Kaid = Al Kaida (!) “A commander of a castle or fortress among the Spaniards, Portuguese, and Moors.”
son güncelleme: 30.08.2004
Ana Sayfa  
yachtWORKS-bodrum, Her Hakkı Saklıdır, Copyright 2002, 2003
t 116