|
Donna Clara |
|
|
|
|
In dem abendlichen Garten |
Dolaşıyor bahçede akşam vakti |
|
Wandelt des Alkaden Tochter |
Kale komutanının kızı. |
|
Pauken- und Trommetenjubel |
Davul, boru sesleri |
|
Klingt herunter von dem Schlosse |
Şatodan gelen yankı |
|
|
|
|
»Lästig werden mir die Tänze |
"Sıkıyor beni danslar, |
|
Und die süßen Schmeichelworte, |
Aygın baygın iltifatlar |
|
Und die Ritter, die so zierlich |
Beni güneşe benzeten |
|
mich vergleichen mit der Sonne. |
Zerafet sevdasındaki şövalyeler. |
|
|
|
|
Überlästig wird mir alles, |
Katlanamıyorum artık hiçbirine, |
|
Seit ich sah, beim Strahl des Mondes, |
Ay ışığında ezgileri |
|
Jenen Ritter, dessen Laute |
Beni pencereye çeken |
|
Nächtens mich ans Fenster lockte. |
O şövalyeyi gördüm göreli. |
|
|
|
|
Wie er stand so schlank und mutig, |
İnce, uzun, yiğit duruyordu, |
|
Und die Augen leuchtend schossen |
Solgun, soylu yüzünde gözleri |
|
Aus dem edelblassen Antlitz, |
İki ışık pınarı |
|
Glich er wahrlich Sankt Georgen.« |
Sanki Aya Yorgi’ye benziyordu." |
|
|
|
|
Also dachte Donna Clara, |
Bunları düşündü Donna Clara |
|
Und sie schaute auf den Boden; |
Ve baktı önüne; |
|
Wie sie aufblickt, steht der schöne, |
Kaldırdı başını, ne görsün, |
|
Unbekannte Ritter vor ihr. |
Karşısında o güzel, meçhul şövalye. |
|
|
|
|
Händedrückend, liebeflüsternd |
El ele, sevgiler fısıldaşarak |
|
Wandeln sie umher im Mondschein, |
Gezindiler ay ışığında; |
|
Und der Zephir schmeichelt freundlich, |
Okşar gibi esiyordu meltem, |
|
Märchenartig grüßen Rosen. |
Masalların selamı güllerde. |
|
|
|
|
Märchenartig grüßen Rosen, |
Güllerde masalların selamı, |
|
Und sie glühn wie Liebesboten. - |
Aşk elçileri gibi kızarmış güller- |
|
Aber sage mir, Geliebte, |
Fakat, söyle güzelim, birdenbire |
|
Warum du so plötzlich rot wirst? |
Yüzün böyle neden kızardı? |
|
|
|
|
»Mücken stachen mich, Geliebter, |
"Sivrisinekler soktu, sevgilim; |
|
Und die Mücken sind, im Sommer, |
Öyle nefret ederim ki |
|
Mir so tief verhaßt, als wärens, |
Yaz ayları onlardan |
|
Langenasge Judenrotten.« |
Yahudi çeteleri sanki." |
|
|
|
|
Laß die Mücken und die Juden, |
Bırak sinekleri, Yahudileri |
|
Spricht der Ritter, freundlich kosend. |
Dedi şövalye okşayarak; |
|
Von den Mandelbäumen fallen |
Düşüyordu ağaçlardan |
|
Tausend weiße Blütenflocken. |
Sayısız beyaz badem çiçeği. |
|
|
|
|
Tausend weiße Blütenflocken |
Beyaz, yüzlerce çiçek |
|
Haben ihren Duft ergossen. - |
Saçıyordu kokularını - |
|
Aber sage mir, Geliebte, |
Fakat söyle güzelim, |
|
Ist dein Herz mir ganz gewogen? |
Kalbinde başkası var mı? |
|
|
|
|
»Ja, ich liebe dich, Geliebter, |
- "Ben seni seviyorum, sevgilim, |
|
Bei dem Heiland seis geschworen, |
Ant içerim İsa huzurunda; |
|
Den die gottverfluchten Juden |
O İsa'nın ki; Yahudiler |
|
Boshaft tückisch einst ermordet.« |
Bir zamanlar öldürdüler alçakça." |
|
|
|
|
Laß den Heiland und die Juden, |
Bırak İsa'yı, Yahudileri, |
|
Spricht der Ritter, freundlich kosend. |
Dedi şövalye okşayarak; |
|
In der Ferne schwanken traumhaft |
uzakta ışıklar içinde bir sürü |
|
Weiße Liljen, lichtumflossen. |
Rüyada gibi, beyaz zambak. |
|
|
|
|
Weiße Liljen, lichtumflossen, |
Işıklar içinde bir sürü zambak |
|
Blicken nach den Sternen droben. - |
Bakıyordu yıldızlara yukarı - |
|
Aber sage mir, Geliebte, |
Fakat, söyle güzelim, |
|
Hast du auch nicht falsch geschworen? |
Ettiğin yemin gerçek mi? |
|
|
|
|
»Falsch ist nicht in mir Geliebter, |
"Bende hiç yalan yok, sevgilim, |
|
Wie in meiner Brust kein Tropfen |
Nasıl ki bağrımda ne pis Yahudi ırkının, |
|
Blut ist von den Blut der Mohren |
Ne de Müslümanlar’ın |
|
Und des schmutzgen Judenvolkes.« |
Tek damla kanı akmıyorsa." |
|
|
|
|
Laß die Mohren und die Juden, |
Bırak Müslümanları, Yahudileri |
|
Spricht der Ritter, freundlich kosend; |
Dedi şövalye okşayarak |
|
Und nach einer Myrtenlaube |
Ve götürdü komutanın kızını |
|
Führt er die Alkadentochter. |
Mersin dallarından bir çardağa, |
|
|
|
|
Mit den weichen Liebesnetzen |
Yumuşacak bir sevda ağıyla |
|
Hat er heimlich sie umflochten; |
Sardı onları gizlice; |
|
Kurze Worte, lange Küsse, |
Kısa konuşmalar, uzun öpüşmeler, |
|
Und die Herzen überflossen. |
Kaynaştı kalpler iç içe. |
|
|
|
|
Wie ein schmelzend süßes Brautlied |
Bir düğün şarkısı gibi |
|
Singt die Nachtigall, die holde; |
Tatlı baygın şakıyordu bülbül; |
|
Wie zum Fackeltanze hüpfen |
Kalkmış gibi meşalelerle dansa, |
|
Feuerwürmchen auf dem Boden. |
Sekiyordu toprakta ateşböcekleri. |
|
|
|
|
In der Laube wird es stiller, |
Sessizleşti çardak, |
|
Und man hört nur, wie verstohlen, |
Duyulmada gizli, hafif |
|
Das Geflüster kluger Myrten |
Fısıltısı akıllı mersinlerin |
|
Und der Blumen Atemholen. |
Ve çiçeklerin soluması ancak. |
|
|
|
|
Aber Pauken und Trommeten |
İşitildi şatodan ansızın |
|
Schallen plötzlich aus dem Schlosse, |
Davul, boru sesleri. |
|
Und erwachend hat sich Clara |
Sıyrıldı kollarından şövalyenin, |
|
Aus des Ritters Arm gezogen. |
Clara, uyanarak. |
|
|
|
|
»Horch! da ruft es mich, Geliebter; |
"Dinle sevgilim, beni çağırıyorlar, |
|
Doch, bevor wir scheiden, sollst du |
Fakat ayrılmadan önce, |
|
Nennen deinen lieben Namen, |
Bunca zaman benden sakladığın |
|
Den du mir so lang verborgen.« |
O güzel adını söyle." |
|
|
|
|
Und der Ritter, heiter lächelnd, |
Neşeli, gülümsedi şövalye, |
|
Küßt die Finger seiner Donna, |
Donna'sını parmaklarından öptü, |
|
Küßt die Lippen und die Stirne, |
Öptü dudaklarından, alnından, |
|
Und er spricht zuletzt die Worte: |
Söyledi sonunda şu sözleri; |
|
|
|
|
Ich Sennora, Euer Geliebter, |
Ben, Senyora... Sevgiliniz; |
|
Bin der Sohn des vielbelobten, |
O herkesin övdüğü, büyük alim |
|
Großen, schriftgelehrten Rabbi |
Saragossa’lı Hahambaşı |
|
Israel von Saragossa. |
Israel’in oğluyum. |
|
|
|