| Dr.
Süleyman Dırvana süphesiz Türk yelken dünyasının yaşayan
en renkli şahsiyetlerinden biri. Yelken sporunun daha adının
bilinmediği bir dönemde bu sporu layıkıyla ve hakkıyla gerçekleştirmiştir.
Dolayısı ile Dr. Süleyman bey "Türkiye'de
bu olmaz"ın yanlış olduğunun yaşayan ispatlarından biridir.
Dr.
Süleyman beyin özgeçmişi ile ilgili olarak Necati Zincirkıran'ın
Türk Yachting World Kasım/Aralık 2000 sayısındaki yazısına
bakabilirsiniz. Biz şunlardan bahsedelim: "Seddülbahir"
isimli, yarım yüzyıllık keç ile Süleyman bey
yakın zamanlara kadar her sezon Boğaz'dan Bozburun'a
sonra da, gerisin geriye Boğaz'a seyir yapardı. "Seddülbahir"
7.50 m boyunda. Bir Bukh diesel motoru var ama gerçek anlamda
bu bir yardımcı motor.
Süleyman
bey Bozburun'da kendine küçük bir barınak ve
çekek yeri yapmış. Barınağın kayalarını ileri bir yaşta, yetmişini
geçtikten sonra fiilen tüple dalarak kendi elleri ile döşemiş.Çekek
teşkilatı basit ve amaca uygun. "Kocabahçe"
isimli, günlük seyirleri için kullandığı ikinci keçi dahil
Süleyman beyin beşden fazla teknesi var ve
hepsini kendisi karaya çekip bakımlarını yapıyor. Kıymetli
eşi Zeynep hanımın ifadesine göre Süleyman bey
Bozburun'u "Türkiye'nin en latif rüzgarları estiği
için" seçmiş.
Yelkenciliğinin
yanısıra Süleyman bey başarılı bir cerrah. Bir
gün fırsatınız olur da Sadun Boro'nun apandisini
nasıl aldığını anlattırırsanız eminim gülmekten kırılırsınız.
Ama Sadun bey ekliyor "Dünya seyahati sırasında
Oda'yı ameliyat için Süleyman beyin yanına
yolladım. O ilgilenmeseydi dünya seyahatini yarıda kesip benim
de Oda'yla birlikte Türkiye'ye uçmam gerekirdi."
İşte
Süleyman beyin ve eşi Zeynep hanımın
hayatından birkaç enstantane. |
| Dr.
Süleyman beyin Bozburun limanının girişinde
bir mendirekle korunmuş bir barınağı var. Barınağı Süleyman
bey, dalarak, kendisi yapmış. Süleyman bey,
bir "hands on the job" insan. Tıp alanında olsun,
yelken konusunda olsun bir dizi icadı, keşfi var. Teknelerinin
bakımını hala neredyse tek başına sürdürüyor. Buna kara bakımları
da dahil. Muhakkak ki çok büyük tekne değiller, ama bu tekneleri
"ship shape" halde tutmak büyük beceri, istikrar
ve bilgi gerektiriyor. Resimde görülen iki tekneden öndeki
bir fıta. Bu tekne her halde Süleyman bey'den
yaşlı. Bindirme kaplama ve mükemmel bir yapıda. Bu fıta ile
Süleyman bey askerliği sırasında, görev yeri
Seddülbahir'den Bozcaada'ya kürekle gitmiş.Yanına
da bir astsubay almış. "Postallarını bile çıkarmamıştı"
diyor. Arkadaki siyah tekne 7.50 metrelik "Seddülbahir".
Süleyman
bey, birkaç yıl öncesine kadar "Seddülbahir"
ile her sezon Boğaz'daki yalısından Bozburun'a iner,
sezon sonunda İstanbul'a geri dönermiş. "Seddülbahir"
ile ilgili sayısız anılardan bir tanesini aktarayım:
Süleyman bey, her halde 50'li yıllarda İngiltere'ye
gider. İşinin arasında Gosport'a, Ratsey & Lapthorn yelken
atölyesine uğrar. "Seddülbahir"in
bir yeni ana yelkene ihtiyacı vardır ve Süleyman bey
bu yelkeni Amiral Nelson'a yelken dikmiş Ratsey atölyesine
yaptırmakta kararlıdır. Ancak, Mr. Ratsey mendil kadar
ebatları duyunca biraz dudak büker gibi olur; yine de teknenin
bir resmini görmek ister. Lakin, resimde teknenin ismini okuyunca
bir anda yüzü aydınlanır. Seddülbahir?! I have
been there - Ben de oradaydım" der. Mr. Ratsey,
Gelibolu kampanyasında bulunmuştur. Süleyman
bey onaylar ve arkasından da "Most difficult
sailing there" diye bir yanıt verir. "Çok zor sulardır."
-"Bilirim o akıntıları" der Mr. Ratsey. Süleyman
bey "Akıntıları kasdetmemtiştim" diye yanıt
verir. Mr. Ratsey "Ya neyi?" deyince Süleyman
bey adamın yüzüne muzipçe bakar ve "Boğazın dibindeki
batıklar hala epeği çapariz veriyor da ..."yı yapıştırır.
Mr. Ratsey biraz bozulur gibi olur ve işaret parmağını,
tehdit ima edercesine sallar. Ama, sonra kendini toparlar,
Süleyman beye yelkeni diktirdiği gibi Doktor'u
İngiliz yağmuruna salmaz, garajından arabasını çıkarttırıp
istasyona kadar kendisi yolcu eder. Süleyman beyin
bir hariciyeci ailesinden geldiğini söylemeye her halde gerek
yoktu.
(Bu anıyı, diğerleri ile birlikte Süleyman bey bize 30
Ekim 1999 akşamı Bozburun'da aktardı)
Süleyman
beyin Kanlıca'daki yalısında da her türlü teşkilatı
mevcut. Resimde Seddülbahir'i çekmeye yarayan
kızak ve ızgara görülüyor. Doktor, Boğaz çırpıntısının
çekek mahalini bulmaması için kanal loklarını andıran bir
kapak da yapmış.
Süleyman
bey Fransızca ve İngilizce'nin yanısıra
değme bir tiyatro sanatçısı kadar iyi Almanca ve Alman
edebiyatı biliyor. Bunun nedenini araştırdım. Hikaye ilginç
olduğu için Süleyman beyin ağzından aktarıyorum:
"Babam,
bir Osmanlı bürokratı ve siyasetçisiydi ve bir gün, tek bir
gün, Sultan Vahdettin döneminde Dahiliye Nazırlığı (İçişleri
bakanlığı) görevi de yapmıştır. Atanıp makamına geldiği ilk
gün yazı masasında tek bir evrakla karşılaşır: İmparatorluğun
tüm kolluk birimlerine yollanması öngörülmüş bir telegraf.
Telegraf sırf yeni bakanın imzasını beklemektedir. İçeriğinde
ise, İmparatorluk ordusundan bir subayın Anadolu'ya kaçmış
olduğu, son derece tehlikeli olduğu ve görüldüğü yerde tevkif
edilmesi emri yazılıdır.
Subayın
ismi, tabii ki, Mustafa Kemal'dir. Süleyman beyin
babası, bu telegrafın altına imzasını koymaktansa makamını
terketmeyi yeğler. Aynı gece bütün aile trene binerler ve
Almanya'ya, Münih'e kaçarlar. Süleyman bey Münih'te
okula gider ve ancak Cumhuriyet'in ilanından sonra ailesi
ile birlikte Türkiye'ye geri dönebilir. Atatürk,
eski İmparatorluğun İçişleri Bakanına kadirşinas davranmış
ve Dırvana ailesinin geri dönüşü ile ilgili
bir özel izin çıkarttırmıştır.. |