Yöresel Kültür

 

 

 

 

 

 

 

YachtWORKS
Haber Listesi
e-postanız
Üye Ol
Üyeliği Kaldır

Bir tarihçinin öyküsü
Birgi Tarihi Üzerine Yapılan Son Araştırmaların Ortaya Koyduğu Sonuçlar ve Değerlendirmeleri
Mine Hamamcıoğlu, Y. Mimar, Restorasyon Uzmanı, İYTE Araştırma Görevlisi

Birgi'nin Gerçek Tarihine Mütevazi Bir Katkı

XII. ve XIII. yy.'larda Birgi bugüne dek denilegeldiği gibi bir beyliktir. Yaygın kanıya göre 1390'da Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı topraklarına katılmış, onu 1402'de Timurlenk'e yenilmesiyle yeniden beylik olmuş ve 1426'ya dek sürmüştür. Birgi halkının tarım ve hayvancılıkla geçindiği belirtilmektedir.

Oysa bugün ele geçen bazı yeni belgeler ve daha önce var olanların da yeniden yorumlanması Birgi'nin gerçek tarihinin gösterilenden daha farklı oldu­ğunu açığa çıkarmıştır. Bu belgeler şunlardır;

  1. 1430'larda Birgi sancaktarı tayin edilen Karaoğlu Paşa imzasıyla İstanbul'a gönderilen dört adet resmi rapor (Gizli damgalı).
  2. Karlıoğlu imzasıyla yazılmış bir elyazması anı defterinin bir bölümü (elyazmasında yer alan olaylar itibarıyla ve ad benzeşmesi nedeniyle bunun sancaktar Karaoğlu olduğu kesin gibidir).
  3. 1951'den bu yana İstanbul'da Donanma-i Hümayun müzesinde bulunan mermer hitabe.
  4. Yine 1430'larda sancaktar katipliği yapmış yerli Rumlardan Anyodis Efendi'nin varislerince saklanan ve bir nüshası Milli Kütüphanede (İstanbul) bulunan, bir adet de haritayı içeren elyazması anılar.

Bu belgelerden raporlar ve Karlıoğlu müstear isimli anılar yeni bulunmuş olup diğer ikisi de varoldukları bilinmekle birlikte bugüne dek ele alınmamışlardır.

Birgi'nin gerçek tarihiyle gösterilen tarih arasında çakışan bazı noktalar vardır. Bunlar şöyle özetlenebilir: Birgi XII. ve XIV. yy.'larda bir beyliktir. 1390'da Yıldırım Beyazıd tarafından Osmanlı topraklarına katılmış, 1402'de tekrar beylik olmuş, 1426'da da son kez Osmanlı'ya dahil olmuştur. Ancak benzerlikler burada son bulmaktadır. Gizlenen gerçek şudur: Birgi antik dönemden 15.yy'a dek Küçük Menderes ve Birgi çayı vasıtasıyla Ege'ye açılan bir korsanyatağıdır. Omari'nin anlatımında Küçük Menderes üzerinde gemilerin işleyebildiği aktarılmakta fakat Birgi bağlantısına değinilmemektedir. Birgi çayı o dönemde Küçük Menderes'in bir kolu olup üzerinde kadırga ve çektirilerin seyri mümkündür. Birgi nehir üzerinde en yukarıda bulunan limandır.

Birgi Beyliği bu dönemde arşipeli haraca kesen korsan gruplarının en gözü kara, acımasız ve cüretkar olanıdır. 24 kürekli 4 çektiri ve 2 kadırga olan mürekkep filolarına selvi motifli bir bayrak çektikleri çeşitli ticaret gemilerinin seyir defterlerine işlenmiştir. Selvi motifi bilindiği gibi birgi beyliğinin sembolüdür. Birgi halkı erkeklerinin büyük bölümünün filoda gemici olduğu bilinmektedir.

Birgi korsan beyliği varlığını Osmanlı beyliğinin büyüyüp bir devlete, giderek imparatorluğa dönüştüğü zamanlara dek sürdürmüş ve imparatorlukta bir çıban başı olmuştur.

İmparatorluk deniz filosuna katılmayı reddetmişler, hatta zaman zaman Osmanlı ticaret gemilerine bile saldırıp yağmalanmışlar ya da ele geçirip kendi filolarına katmışlardır.

Son dönemde Napolyon'un Bağdat seferi sırasında onunla ittifak yapmaları ve Aydınoğlu Mehmet Bey'in (beylik kurucusu Aydınoğlu Mehmet Bey'in 4. kuşaktan torunu) kişisel dostluğu olduğu halde Cezzar Ahmet Paşa'ya açıkça ihanet etmesi imparatorluk açısından bardağı taşıran son damla olmuştur.

Bunun üzerine IV. Murat 100.000 kişilik bir ordu toplayarak Birgi beyliğine yürümüş, kenti ele geçirmiş ve Mehmet beyi boğdurarak cesedini atıyla birlikte nehre attırmıştır.

Birgi korsan beyliğini sonsuza dek cezalandırmak için imparatorluk tarihindeki ender büyüklükteki girişimlerden birini gerçekleştirerek bütün mühendis, mimar ve ustalarını seferber ederek Birgi çayının yatağını değiştirmiş, nehrin suyunun bir kısmını başka yerlere aktararak azaltmış ve denizle bağlantısını keserek korsanlığa son vermiştir.

Birgi halkıda aileler bile parçalanarak farklı yerlere sürülmüştür. Birgi'ye Balkanlardan getirilen bir topluluk yerleştirilmiştir.

Burada dikkati çeken nokta yeni topluluğun Birgi'den çok uzak bir bölgeden getirilmiş olmaları, yani Birgi'de yaşananlardan habersiz olmalarına özel bir dikkat gösterilmiş olmasıdır.

Birgi'de yaşananlara ilişkin her türlü anı, belge ve yazışmalar, kadı sicilleri dikkatlice ayıklanmıştır. Korsan beyliğine ait, onu anımsatacak hemen herşey yokedilmiştir. Dikkat edilirse "hemen herşey" dedim. Bu herşey demek değildir. Geçmiş olmadık yerlerden fırlamakta, kendini hatırlatacak birşeyler söylemektedir. Ama duymak için susmak gerekir. Elde halen belgelerden biri sancaktar tarafından payitahta gönderilen dört adet rapor ve sancaktarın elyazması anılarının bulunabilen bir parçasıdır. Raporlarda yerleştirme işinin gidişatı hakkında bilgi verilmekte ve çıkabilecek aksaklıklara karşı bazı ön­lemler alınması önerilmektedir. El yazmasında ise sancaktarın bu yapılanları içine sindiremediğini, vicdanının rahatsız olduğunu görüyoruz. Sancaktar şunları söyler:

"Tanrının yeryüzündeki temsilcisi ve onun kulu İstanbul'un, Küçük Asya ve Filistin'in, Eflak ve Boğdan ve Makedonya'nın ve Mısır ve bilcümle Kuzey Afrika'nın sahibi padişahımın bu sıfatıyla nispetli bir merhamet duygusuyla mücehher olması gerekir iken Birgi'li kullarına gazabını reva görmüş olması onların hakettiğinden daha ağır bir cezadır. Aileler parçalanmış, ocaklar kana boğulmuş ve Birgi denizden kopmuştur. Artık Birgili'ler arşipele yelken açamayacaklar."

Şehrin bir liman kenti olduğunun bir diğer kanıtı da ismidir. Bu ismin içerdiği ipucu farkedilmediği için değiştirilmemiştir. Birgi eski Yunanca Bergion'dan gelmektedir. Bergion "su kıyısı-yolu" anlamına gelmektedir. Yunancada yine aynı anlama gelen "terronon" sözcüğü de vardır. Ama aralarında önemli bir fark var. "Bergion" deniz ve denizle ilişkili sular için kullanılırken "terronon" yalnızca içerdeki seyrü sefere uygun olmayan akarsular için kullanılmaktadır.

Bergion'un denizle en açık bağlantısı göründüğü gibi ismindedir. Bu ismin denizle bir münasebeti olmak lazım geldiği açıktır. Bir başka kanıt da bugün İstanbul'da Donanma-i Hümayun müzesinde bulunan Xll.yy.'a ait bir hitabedir ki üzerinde liman hizmetleri ve ayakbastı akçesi ödenmesi hususunda hükümler ve bir selvi motifi yer almaktadır. Kitabenin bulunduğu yer olarak müze kayıtlarında Birgi geçmektedir. Birgi'nin geçmişi örtüldüğü, kazındığı için bu veri tarihçiler tarafından dikkate alınmamış, bir sapma olarak görülmüştür. Oysa selvi motifi Birgi korsan beyliğinin sembolüdür. Sancaktarın raporlarında selvi motifinin şehirdeki yapılardan kazınma işlerinin sürdüğü belirtilmektedir.

Sancaktar katibi Anyodis efendi ise bir haritayı gizlice kopya etmiş ve düşündüklerini, duygularını küçük notlar halinde bir deftere kaydetmiştir. Notlarında şöyle der Anyodis efendi:

"... bu harita Birgi'nin hafızasının bir bölümüdür, ondan çalınan hafızanın, işlediğim suçun büyüklüğünü sadece niyetinin iyiliği tanrı katında affettirebilir. Padişahın gazabı üzerime inerse eğer yalnız kendimi değil, karımı, oğlum Aliki ve kızlarım Seradis ile Marida'yı da mahvolmaya sürüklerim."

Teşekkür Notu:
Bilgilendirici katkılarından ötürü İstanbul Valiliği Kültür Danışmanı Sayın Mahmut Leventoğlu'na ve Birgi Belediyesi Fen Memuru Sayın Turan Nazilli'ye teşekkür ederiz.

Kaynaklar

Altıner, Ahmet Turhan ve Akay, Zafer, Herkes için Kent Mimarlığı, İstanbul, 1994.
Danışman, Z., Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Zuhuri Danışman Yayınevi, İstanbul, 1971.
Hamamcıoğlu, Mine, A Master Thesis in Restoration Birgi Dervişağa Medresesi, ODTÜ, Ankara, 1994.
Hamamcıoğlu, Mine ve Balcı, Ahmet Hilmi Ege Mimarlık "Birgi"nin Korunması", Sayı: 95/3. İzmir, 1995, sa. 45-51.
Hamamcıoğlu, Mine, Yaşama Sanatı, "Eski Başkent Birgi", İstanbul, Nisan-Mayıs 1995, İzmir Valiliği, İzmir İl Yıllığı '94, İzmir, 1994.
Parmaksızoğlu, İ., İbn-ı Batuta Seyahatnamesinden Seçmeler. 1000 Temel Eserler Serisi, MEB. İstanbul, 1971.
Tümer, Gürhan. Ege Mimarlık, "TMÖB-Kıbrıs'ın ve Ötekilerin Bence Öyküsü". Sayı: 96/1, İzmir, 1996, sa. 28-29.
Yavuz, B.G., Birgi-Coğrafyası Tarihçesi ve Tarihi Yerleri, İzmir, 1990.
Yavuz, Behiç Galip, Ödemişin Tarihi, Ödemiş, 1993.
Zitlioğlu, M., Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Tasvir Matbaası, İstanbul, 1985.

Ege Mimarlık Dergisinden alıntı

Hayat ağacı anlamına da gelen selvi kullanımı eski çağlardan beri yaygındır. Fakat Birgi'de selvi kullanımının bir başka simgesel anlamı daha vardır. Korsan denizciliğiyle ünlü Aydınoğlu Beyliği'nin (1308-1426) arması selvidir. Bölgedeki hakimiyetleri boyunca Osmanlı ile sürekli çatışma içinde olan Beylik ve donanması[1], Osmanlı egemenliğine girdiğinde, bütün selvi sembollerinin bir bir yokedilmesi için ferman çıkarılmıştır.

Birgi girişindeki anıtsal selvi ağacı, evlerin duvarlarındaki selvi desenleri, mezar taşlarındaki sanki hepsi de başka ustanın elinden çıkmış ya da her taşın sahibi için ayrı ayrı tasarlanmış ve uygulanmış gibi selviler, günümüze ulaşan örneklerdir. Dervişağa Medresesi'nin artık tek kalan kapı kanadında, belki de Birgi'deki en son örnek selvi biçimli bir de dikey menteşe bulunmaktadır.

Birgi, Semboller ve Efsaneler, Ülkü Altınoluk, Doç. Dr. Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi, Ege Mimarlık.

(Yukarıda yazılanlar muhakkak ki, çok etkileyici ve dramatik bir tarih notu. Ancak bu haritaya baktığımda, aklımda bazı şüpheler ve sorular oluştu. Nasıl olur ki, denizden 60 mil uzaktaki bir kent bir liman olmuştur? Küçük Menderes mütevazi bir çaydır. Bazı mevsimlerde neredeyse kuruyor. Nasıl olur Aydınlıoğlu korsanları bu suyun üzerinden denize ulaşabiliyorlardı? Bu ve benzeri soruların cevabı usanmadan ve bıkmadan araştırmada ve karşılaştırmalarda yatıyor. Y.C.)

[1] Akın, Himmet, Aydınoğulları Tarihi Hakkında bir Araştırma, 2. Baskı, Ankara, 1968, s. 46.
son güncelleme: 16.01.2004
Ana Sayfa  
yachtWORKS-bodrum, Her Hakkı Saklıdır, Copyright 2002, 2003
t 19