|
|
| |
Aşağıdaki yazı, 16 Eylül 1919'da
İstanbul Türk Ocağı 'nda verilen bir konferanstan alınmıştır [10] . Akçura, Rusya'daki Osmanlı tutukluları ile ilgili görevinden
henüz dönmüştür. Rusya Türkleri nezdindeki deneyimlerine
dayanarak, ulusal bilincin savaş yıllarında hızla geliştiğini
savunur. "Osmanlı Devleti için necat... Türkçülüktedir
ve ancak Türkçülüktedir" demektedir. Aşağıdaki metin
onun bu konudaki düşüncelerini vurgulamaktadır.
Türkçülük'ün İki Kolu
(...) Bizde türkçülük cereyanının
git gide iki kola ayrıldığını iddia etmek istiyorum. Bu
iki cereyanı şimdi moda olan tabirlerle tarif etmek istersek,
birisine "demokratik türkçülük", diğerine "imperiyalist
türkçülük" diyebiliriz. Demokratik türkçülük, milliyet
esasını, her millet için bir hak olarak telakki ediyor
ve Türkler için taleb ettiği bu hakkı, diğer milletlere
de aynı derecede hak olarak tanıyordu. Meselâ Osmanlı
İmparatorluğunda, Arabların, Arnavutların ve diğer milletlerin
bu hakka istinaden muhik olarak istediklerinin verilmesine
taraftardı. "Türk Yurdu", bu nokta-ı nazarını,
arab meselesinde birkaç defa, beyan ve izah etmiştir.
Bunun içindir ki meşhur bir osmanlı muharriri, "Türk
Yurdu" müdürünü "milliyetperver değil, milelperverdir"
diye tavsif etmiştir [11] . Demokratik türkçülük, ihtimal ki Türklerin ekseriyeti diğer
milletlere mahkûm mevzuunda bulunduklarına ve hattâ hakim
sayılanlarının bile iktisaden ve harsen yalnız mağlub
değil, adetâ tabi olduklarına ve binaenaleyh ancak hakka
istinaden kurtuluş mümkün olacağına kanaattan neşet etmekte
idi... Bundan maada, demokrat türkçüler, Türkün mevcud
millî kuvve-i müdahharesi, şimdilik kendi kendini yaşatmağa
ancak kifayet eder, diye düşünüyorlardı; diğer milletleri
temsil etmek şöyle dursun, idareye çalışmayı bile, o kuvveti
tenkise sebeb olacağından, zararlı sayıyorlardı. - Imperiyalist
türkçüler ise, ekser Avrupa nasyonalistlerine benziyorlardı:
mücerred hakka değil, sırf kendi kuvvetlerini arttıran
milliyetçiliğe tarafdar idiler. Vakıa ekser Avrupa nasyonalistlerinin
nazarında hakk-ı millî, mücerred ve mutlak değildir; bir
vasıta-ı siyasettir. Meselâ Rusya, kendi dahil ve haricindeki
Islavların hakk-ı millîsini iddia ve taleb ve bunun için
icab ederse harb bile ederdi; fakat imparatorlukta dahil
Finlerin, Gürcülerin, Ermenilerin, Türklerin tabiî haklarını
bile kabul etmezdi, evvelce aldıklarını istirdada çalışırdı.
Kuvvetli zannolunan ve yüz milyonluk bir rus kitlesine
dayanan bu siyaset muvaffakiyetle tetevvüc edecek diye
beklenirken, yuvarlandı, gitti. Almanların da gerek Almanya'da,
gerek Avusturya'da takib etmek istedikleri bu nev siyaset-i
milliyeleri, muvaffakiyetsizlikle hitam buldu. Daha az
kuvve-i maneviye ve maddiyeye müstenid imperyalist türkçülük
de muvaffak olamazdı...
Demokratik milliyetçilik hakka
müstenid ve sırf tedafüidir. Gasb edilen hakkı almağa,
gasb edilmek istenilen hakkı müdafaaya çalışır; imperyalist
milliyetçilik ise, taarruzîdir, diğerlerinin hukukuna
tecavüzü bile tecviz ederek kendi milliyetini takviyeye
çalışır. Taarruzî milliyetçilik, dünyada henüz bitmiş
değildir. Fakat zannediyorum ki bu nev milliyetçilik,
er geç zevale mahkûmdur; Rusların, Avusturyalıların, Almanların
başına gelen, bir gün olub diğer imperyalistlerin de başına
gelecektir...
Efendiler, Türklerin taarruzî
imperyalist milliyetçiliği hatadır. Bu gün bu sözleri
söyleyen, eline kalem aldığı, mektepte, medresede veya
böyle serbest bir kürsüde söz söylemeğe başladığı andan
beri daima demokratik türkçülüğü müdafaa etmiştir. Bundan
sonra, vekayiin verdiği derslerden ibret alarak, bu esası
daha ziyade katiyetle müdafaa edecektir. (...)
[10] "Cihan Harbinde iştirakimiz
ve istikbalimiz", Siyaset ve İktisad, s. 15-18, alınılan
yer:.François Georgeon, Türk Milliyetçiliğinin Kökenleri,
Yusuf Akçura, Yurt Yayınları, Ankara, 1986, Belge 16,
sayfa
[11] Abdullah Cevdet, İctihad,
sayı 105, Haziran 1914
|
son güncelleme:
23.05.2005
|
|