Aşağıda
yazılı olayda babam Feridun Civelekoğlu da hazır bulunuyormuş.
Olayı, neredeyse aynı kelimelerle, ve bundan öteye, aynı
vurgularla bana anlatmıştı. Demek bir gemi bile bizlerden
daha çok tavır koyabiliyormuş...
"Gelelim
Abidin Daver şilebinin indirme merasimine.

1955
yılı Temmuz ayıydı. Geminin indirme merasimi hazırlıkları
da Camialtı Tersanesi'nde büyük bir heyecanla yapılmıştı.
Tekne kızağın üzerinde gelin gibi süslenmişti. Misafirler
yerlerini almıştı. Tersane Müdürü Gafuri Bey'in "hoş
geldiniz" konuşmasından sonra, zannederim Umum Müdür
Yusuf Ziya Bey de kısa bir konuşma yaptı. Arkadan Demokrat
Partili bir politikacı kürsüye çıktı ve Demokrat Parti'nin
1950 yılında iktidara geldiği günden o güne kadar yaptığı
bütün işleri bir bir saydı döktü. Eline geçen fırsatı değerlendirmek
istercesine coştukça coştu, bir türlü susmak bilmiyordu.
Merasime
gelenler, politikacının yaptığı konuşmanın biteceğinden
ümidi kesmiş, sus pus olmuş dinleyip duruyorlardı. Politikacı
neredeyse bir saatten fazla konuştu ve nihayet bitirip sustu.
Konuşmanın sonunda büyük bir alkış koptu. Herkes konuşmanın
bittiğine sevinerek politikacıyı alkışlıyordu. O da alkışlardan
memnun çok güzel, çok veciz bir konuşma yaptığını zannedip
kürsüden inerken elleri, kolları ile adeta zafer işaretleri
yaparak geçip yerine oturdu.
Konuşmaların
başlaması ile bitimi arasında en az iki saat geçmiş ye nihayet
indirme işlemine geçilmişti. Zannederim Abidin Daver Bey'in
kızı gemiyi indirmek üzere kürsüye davet edildi. Hanımefendi
kurdeleyi kesti. Geminin baş tarafında iple asılı duran
şampanya şişesi, kurdelenin kesilmesiyle geminin burnuna
çarpıp kırıldı.
Herkes
geminin yerinden oynayarak yavaş yavaş kızaklar üzerinde
kayıp denize doğru yol alışını görmek üzere heyecanla ayağa
fırladı. Herkes geminin inişini, suyla buluşmasını alkışlamak
için ellerini havaya kaldırmıştı. Ama, bir anda binlerce
el havada kalmış, etrafı büyük bir sessizlik kaplamıştı.
Şampanya şişesi kırılmış, şampanya etrafa dökülmüş ama gemi
yerinden kıpırdamamıştı. Gemi kızağın üzerinde sessizce
duruyordu. Acaba ne olmuştu da gemi durup duruyordu öylece?
Üç beş
saniye sonra, adeta ölüm sessizliğini andıran sessizlik
bir koşuşturmayla bozuldu. Herkes geminin altına, kızaklara
koşturuyordu. Misafirler, olup bitenin merakı içinde koltuklarına
tekrar oturup beklemeye başladılar.
Geminin
altındaki kızaklarda uğraş sürüp duruyordu. Herkes geminin
altında, gemiyi indirmek için verilen uğraşın bitip geminin
indirilmesini bekliyordu. Bir saat kadar süren uzun bekleyişten
sonra, kürsüdeki mikrofona bir Tersane ilgilisi çıkıp teknik
sebeplerle maalesef geminin bugün indirilemeyeceğini, merasimin
bittiğini, misafirlerden özür dileyerek açıkladı.
Uzun
konuşmalardan dolayı, temmuz sıcağında, sabit kızaklarla
kayıcı kızaklar arasındaki yağ tabakası tamamen erimiş,
kızaklar birbirine yapışmıştı. Geminin o gün inmesine imkân
yoktu. Politikacı, uzun konuşması ile indirme merasimini
berbat etmişti. Yağların eriyeceğini politikacı ne bilsindi?
Onun derdi başkaydı.
Abidin
Daver şilebi, daha önce de belirttiğim gibi bir hafta sonra
merasimsiz olarak sesiz sedasız indirildi."
Alıntı:
Ali Can, Bir Tersane Bir Hayat, Üstün Eserler Neşriyatevi,
İstanbul, 2002
Resim, Eser Tutel, Gemiler… Süvariler… İskeleler…, İletişim,
1998, İstanbul