
Nelson (kırmızı rotalar) ,
9 Mayıs 1798'de Cebel-i Tarık'dan Akdeniz'e giriyor. 20
Mayıs'da, Korsika batısında Mistral fırtınasına tutuluyorlar.
Kendi gemisi HMS Vanguard, baston ve armasını kaybediyor
ve Korsika'da karaya oturmaya yüz tutuyor. Yanında bulunan
HMS Alexander'ın kaptanı Alexander Ball, amirali Nelson'un
talimatlarına karşın, üzerinde Nelson bulunduğu halde Vanguard'ı
yedekliyor ve kurtarıyor. Nelson, olayı "Tanrı kibirliliğimi
cezalandırdı" diye yorumlayacaktır ve o güne kadar
aralarında soğukluk olan Ball ile ölümüne kadar devam edecek
bir dostluk kurulmuş olacaktır. Vanguard,
Sardunya'nın San Pietro limanına gelebiliyor, orada, resmen
yardım alamamasına karşın, valinin inisyatifi ile ve Nelson'un
kararlılığıyla Vanguard üç gün içinde yoluna devam edebilecek
hale getiriliyor - Cebel-i Tarık'ta onarımların otuz gün
süreceği tahmin ediliyor imiş.
Ancak
bu fırtınanın sonunda Nelson "izcilerim" diye
tabir ettiği fırkatalarını kaybediyor. Fırkatalar, Vanguard'ın
onarımlar için Cebel-i Tarık'a geleceğinden yola çıkarak,
Cebel-i Tarık'a dönüyorlar ve donanmayı orada bekliyorlar.
Donanmanın keşif kolu olan fırkataları olmadan, Nelson'un
işi çok zorlaşıyor (güvenlik nedenleriyle hatt-ı harb gemilerini
biribirinden ayırmak istemiyor) ve tarihi bir kovalamaca
başlıyor. Önce Nelson Toulon'a yükseliyor. Toulon'a 31 Mayıs
varıyor ve orada, Fransız donanmasının
(mavi rotalar) iki kolunun Marsilya ve Toulon'dan
on gün kadar önce "bilimeyen bir hedefe doğru"
yola çıktığını öğreniyor. Napoleon Bonaparte da donanmayla
seyirde bulunmakta.
Nelson
İtalya'ya yöneliyor, bu arada Fransız donanmasının üçüncü
bir kolu da Civita Veccia'dan yola çıkmış oluyor. Nelson,
İtalya'nın Tiren denizi kıyısını takip ediyor, Messina ve
Siraküza'ya uğruyor. Bu arada Fransız donanmasının Malta'da
bulunduğunu tabii bilemiyor. Palermo'dan Nelson Girit'e
devam ediyor - ilginçtir, Nelson'dan haberi olmayan Fransızlar
da aynı rota üzerinde Girit'e yol alıyorlar - iki donanma
22 Haziran'da aslında görüş mesafesine giriyorlar, ama istisnai
bir sis oluyor, birbirlerini görmüyorlar ve Nelson Fransızları
geçiyor, Girit'in Hanya'sına 25 Haziran'da giriyor, nefes
almadan devam ediyor - halbuki bir gece dinlense imiş Fransızlarla
karşılaşacak imiş - çünkü onlar Hanya'ya 26 Haziran 1798'de
vasıl oluyorlar....
Nelson
yola devam ediyor, 29 Haziran'da İskenderiye'ye giriyor,
tabii Fransızlar daha yok, yine dinlenmeden Suriye kıyıları
üzerinden geri koşturuyor, Girit - orada Fransızların görülmüş
olduğunu öğreniyor - keşif fırkataları olmadığından (hatırlayınız,
onlar Cebel-i Tarık'ta Nelson'u hala beklemekle meşguller)
tahmin üzere derhal Siraküza'ya yola çıkıyor, orada tabii
yeller esiyor ama bir tüccardan Fransızların Doğu'ya yelken
açmış olarak görüldüklerini öğreniyor. Artık Fransız donanmasının
Mısır'da olduğu belli, Nelson su alıyor, odun alıyor, beş
günde ver elini İskenderiye - veee hüsran. İskenderiye bomboş.
Ancak karada Fransız piyadelerini görüyor. Kıyıyı arıyorlar
ve nihayet, 1 Ağustos1798 akşamüstü, İskenderiye'nin 15
mil kadar doğusunda, Nil nehrinin ağzı Raşit'e (Rosetta'ya)
doğru bulunan Abukir (Ebukır, Ebugur) demiryerin açığında,
gemisinin direk gözcüsü "direklerden bir orman"
gördüğünü haykırıyor. Dinlenmeden, soluklanmadan, işte o
meşhur saldırı bu kovalamacanın sonunda aynı akşam gerçekleşiyor.
Günümüzün
yarış yelkencilerine örnek olacak şekilde Nelson'un donanma
mensubları aylarca her rotada Akdeniz'de yelken açmaktan
çok üstün seviyede antremanlı bir vaziyette muharebeye giriyorlar.
Zaten, muharebede gereken manevraları, gereken kıvraklık
ve hassasiyetle bundan dolayı gerçekleştirebiliyorlar. Yani
Nelson, iyi bir antrenör gibi ekibini çok yüksek bir antreman
seviyesinde tutmuş oluyor ve bunun kendisine üstünlük sağladığının
bilincinde hareket ediyor.
Nelson
yazısına dönüş linki