Denizcilik Kültürü

 

 

 

 

 

 

 

YachtWORKS
Haber Listesi
e-postanız
Üye Ol
Üyeliği Kaldır

Nelson'un "Tchelengh"i
Veya
"Osmanlı Hilali'nin Soylusu"

Suat'e...

 

"Osmanlı Hilali" nişanı. St. Petersburg, Ermitaj Müzesi.

 

"Knight of the Ottoman Crescent"

İngiliz Amirali Nelson, 12 Ekim 1805'de Trafalgar deniz savaşında aldığı yaradan öldü. Sözkonusu deniz savaşı, İngiltere'nin müttefik Fransa ve İspanya donanmalarını kesin surette imhası ile sonuçlanmıştı ve bir yüzyıldan fazla Avrupa'nın geleceğini belirleyecekti[1].

Nelson'un naaşı, Trafalgar'da bir meşe fıçıya konuldu, fıçı ganimet konyakla dolduruldu ve naaş İngiltere'ye götürüldü[2]. Yedi yıl önce ele geçirmiş olduğu Fransız L'Orient[3] gemisinin direğinden mamul tabutu hazırdı; onu kısmen gemi ambarında, kısmen de kendi kamarasında, yanında taşımıştı.

Nelson, Londra'da son derece görkemli ve içtenlikli bir törenle toprağa verildi[4]. Ancak, bizi, Horatio Lord Nelson'un tabutunda yazan sıfatları arasında biri özellikle ilgilendiriyor:

"Knight of the Ottoman Crescent" yani "Osmanlı Hilali'nin Soylusu"

Nelson, bu sıfatını, sağken de kullanmıştı. Örneğin, Kopenhag deniz savaşı ateşkes anlaşmasının (9 Nisan 1801) altına, muzaffer komutan olarak imza atarken, kendisini "Osmanlı Hilali'nin Soylusu" olarak sıfatlandırmıştı.

Konu, ilk kez Greenwich Denizcilik Müzesi'nde Nelson'a ayrılmış bölümü gezerken dikkatimi çekti. Bir resmin altyazısında bir "tchelengh"den bahsediliyordu. Bunu okuyunca, resme daha dikkatli baktım ve ondan sonradır ki amiralin şapkasındaki takıyı gördüm. İlk olarak, bu mücevherin, bugünkü Türkçemizde bir "çelenk" olamayacağını, olsa olsa "bir tuğ, bir sorguç" olduğunu düşündüm. Ancak Türk Dil Kurumu Sözlüğü, sözcüğe eskimiş de olsa bir ikinci anlam daha tanıyor: "mücevher veya madenden yapılmış sorguç"..

 

 

Lemuel Abbott'un 1798 Horatio Lord Nelson Portresi. Çelimsiz yapılı amiral her zamankinden daha soluk, çünkü portre, sağ kolunu kaybetmesinden az sonra yapılmış. Başında İngiliz denizcilerinin "crooked hat"i, üstünde "tchelengh"i. Sol göğsündeki üç nişandan en üstteki "Osmanlı Hilali" nişanı.
Greenwich Denizcilik Müzesi, Londra

 

Tuğ, sorguç. İftiharla babasının bir papaz olduğu vurgulanan bu müstesna İngiliz'in şapkasında ne arıyordu ki?

Konuyu, kendi imkanlarım dahilinde araştırdım ve bulduklarımı buraya aktarıyorum. Tarihçi değilim, ama, Nelson'un ve onunla birlikte savaşmış olanların kayıtlarını okuyabildim. Kendi birincil kaynaklarımızı, malum nedenlerden ötürü, okuyamıyorum.

Resme tekrar bakalım. Bu kez, Nelson'un göğsündeki nişanlara dikkatle bakın. Birinde hilal ve yıldızı seçebiliyorsunuz, değil mi?

Nelson'un Westminster Abbey'deki balmumu heykeli. Amiral'in göğsünde, en dışta "Osmanlı Hilali" nişanı gayet açık olarak seçilebiliyor.

 

Viyana'lı ressam Heinrich Fuger'in 1800 Nelson portresi. "Osmanlı Hilal"i net olarak tanınabiliyor ve portredeki merkezi yerinden dolayı Nelson'un bu nişana verdiği önem belli oluyor.

 

Mısır ve "Dar-üs Saadet"

Devir, Üçüncü Selim Han devri (1789-1807). Reformcu Üçüncü Selim. Nizam-ı Cedid'i kuran, musikiye meraklı, şair, sonunda, Alemdar Mustafa Paşa'nın gayretlerine rağmen gericiler tarafından boğulup sarayın önüne atılan Üçüncü Selim Han... Mısır, İstanbul için çok önemli. Pirinç ve şeker oradan geliyor. Osmanlı, tam da kavrayamadığı bir ekonomik değişim içinde, Mısır'dan gemiler geç geliyor, İstanbul'da fiyatlar artıyor, bir keşmekeş.

İşte bu sıralarda, Napolyon (henüz "Avrupa İmparatoru" değil, bir Fransız generali) Mısır'ı istila etmekle görevlendiriliyor. Napolyan "Piramitler Savaşı"nda Kölemenleri yeniyor ve Mısır'daki varlığını pekiştiriyor. Hedef belli: Hindistan. Hindistan yolunda Mısır, Cebel-i Tarık'tan sonra ikinci önemli stratejik nokta. Kitaben Osmanlı toprağı. Fiilen Kölemen soyundan gelenlerce yönetiliyor, karşılığında İstanbul'a erzak yollanıyor.

Napolyon'un Mısır sevdası iki dünya gücünün hoşuna gitmiyor: Osmanlılar ve İngiltere. Biri, erzağından olacağı ve sonucunda İstanbul'da isyan çıkacağı kaygısı içinde. Ötekisi, keyifle sağmakta olduğu Hindistan'ın elden gitmesini elbette istemiyor. Fransa'nın durumu ise hiç fena değil. Akdeniz'de kıyısı var, Mısır'a yakın. Ama, Mısır'a yerleşmek yetmiyor. Ordu'nun can damarı donanma, donanma ise çok kıymetli ve stratejik. Donanmaya gözbebeği gibi bakmak gerekiyor, kızağa konulan gemiler beş seneden önce denize inemiyor.

İngiltere, Hindistan yolunu koruma amacıyla, Fransız donanmasını imha etmeye karar veriyor, ve Amiral Nelson'a görev veriliyor. İstanbul gelişmeleri, ne yazık ki, pasif bir memnuniyet içinde izlemekle yetiniyor.

İş çok basit değil. İngiltere'den binlerce mil uzakta Fransız donanması bulunacak, bir yere sıkıştırılacak ve imha edilecek..Fransızlar, neredeyse kendi kapılarının önünde. Mısır fiilen işgal edilmiş, kaleler, şehirler Fransız askeri dolu..Nelson yola çıkıyor. Ama yolda bazı gemilerini Cebelitarık'ta bırakması gerekiyor. Tam da, keşif için gerekli olan dört tane keşif fırkatası olmadan Akdeniz'i aramaya başlıyor. Fırtınalar, hasmane davrananan valiler. Unutmamak lazım. Telsiz yok, telgraf yok.. Tesadüfen bir gemi görüyorsun, rotanı değiştiriyorsun, adama yetişiyorsun, salapuryalar indiriliyor, buluşuluyor "Fransız donanmasını görmüş müydün, acaba?" deniliyor. Belki de flamalarla işaretleşiliyor. İş çok zor. Ancak Nelson, Fransız donanmasını eninde sonunda buluyor, ama güzelce konuşlanmış şekilde, Mısır'ın Abukir koyunda.

Nil Muharebesi

Nelson da biliyor ki, donanmalar iyi bir limanda demirlemişse, olası saldırılara aşırı dayanıklı olabiliyorlar; bunun örnekleri var.

Mevsim yaz, Abukir'de rüzgar karayel cihetinden, Fransızlar teknelerini sıra halinde demirlemişler, karayele bakıyorlar, bordalar poyraza dönük. Yani koya ne girse vurabilecek konumdalar.

Nelson değişik bir insan. Yazımın başında alıntı yaptığım günlüğü, samimi duygularının bir ifadesi. Garip şekilde, kan ve barut içinde yoğrulmuş bir hümanist. Aynı zamanda çok atılgan, tezcanlı, ama hak, hukuk tanır yapıda. Devrinde adet olmayan huyları var. Örneğin, etrafındakileri dinlemek ve onlarla istişare etmek gibi. Gemilerinde muazzam ve portatif (!) toplantı salonları yaptırmış. Süvarileri ve diğer yönetim kadrosunu bu salonlarda ağırlıyor[5]. Adamların huyunu suyunu iyi biliyor. Düşüncelerini okuyabiliyor. Yeteneklerini takdir ediyor ve görüşlerini paylaşmalarına teşvik ediyor. Bunun yanı sıra da, bitmez tükenmez beyin fırtınaları yapılıyor. Özellikle her çatışmadan önce her bir senaryo tekrar ve tekrar, en ufak olasılıklar dahi gözardı edilmeden canlandırılıyor. Arkasından da "gerçek çatışma değişik gelişebilir, siz yine de bildiğiniz gibi yapın, ben arkanızdayım" mesajını vermeyi ihmal etmiyor.

"The Battle of the Nile" veya Abukir deniz savaşı, parlak stratejilerle ve bilek gücü sonucu İngiltere'ye ihsan olunmuş bir zaferdir. Şartların hiç de lehine olmadığını bilen Nelson önemli bir karar veriyor ve derhal, dinlenmeden, gün kararmaya yüz tuttuğunda saldırıya geçiyor. Bu, deniz savaşları tarihinde bir ilk ve Nelson'un üstlendiği risklerden sadece biri, zira gece sürdürülecek bir deniz muharebesinde demirde olanların büyük menfaatleri olduğu şüphesiz. Ayrıca, Nelson'un bölge hakkında detaylı haritaları yok. Fransız Amiral Brueys sükunetle bekliyor, belki de Nelson'un saldıracağına ihtimal bile vermiyordu... Düşünün, demirli, yeri yurdu belli bir donanma, haritalanmamış, sığ sularda, karanlıkta üstüne gelmeye çalışan bir donanmaya bordalarını dönmüş, toplar atışa hazır. Civar kaleler Fransız ateş gücüyle donatılmış. Fransızlar dinlenmiş, İngiliz askerleri denizden geliyor.

Üstelik İngilizler donanması 14 gemi, Fransızlar, 13'ü hattı harp gemisi olmak üzere 17 gemi. Bunların arasında da meşhur L'Orient var. L'Orient bir gemi azmanı. 120 topu var. Sırf tek sıra topunun ateş gücü bir İngiliz teknesininkinden fazla. Yüzen bir kale.

"Şaşırtmaca Harbin Esasıdır"

Abukir deniz savaşı. L'Orient'ın infilak ettiği an.

 

Nelson moralini bozmuyor ve ilk İngiliz gemileri saldırıya geçiyor. Tarih 1 Ağustos 1798. Saat akşam altı suları. Yaklaşma, Fransız hattına dik cereyan ettiğinden, İngiliz gemileri "hedef küçültmüş" olarak Fransız ateşinden aşırı zarar görmeden Fransız hattına yaklaşabiliyorlar, ama tabii ki kendi borda toplarını ateşleyemiyorlar.

O sırada bir Fransız brigi, bir şaşırtma manevrasıyla İngilizleri ada önlerindeki sığlıklara doğru sıkıştırmaya çalışıyor, ama İngilizler ya o sığlığı biliyorlar, ya da şaşırtmayı tahmin ediyorlar, şaşırtmaca muvaffak olmuyor.

 

 

İşte tam o sırada, ilk saldıran Goliath, Fransızların hiç beklemediği bir manevra yapıyor:

Goliath'ın boca alabanda edip rüzgarı pupasına alıp, keşişlemeye dönerek Fransız hattına paralel bir konuma gelip iskele toplarını ateş edeceği beklenirken, kaptan Foley bir hamle yapıyor ve Fransız hattının rüzgar üstünden, etrafından dolaşıyor, ve Fransız gemilerinin iskelesine, gemiler ve sığlık arasına düşüyor. Bu, Fransızların hiç istemedikleri ve de hazırlıklı olmadıkları bir durum. Hem, iskele topları savaş düzenine getirilmemiş hem de iskele topların etrafı neta değil, kim gemide ne bulduysa iskele tarafa yığmış..

"Hattan ayrılan" kaptan

Goliath'ın kaptanı Foley'nin bu kararı ileride çok tartışılacak, çünkü Foley bu manevrayı kendi inisyatifiyle yapıyor. Bu tür inisiyatif Nelson tarafından teşvik edildiği gibi Nelson kendisi de daha önceleri "hattan ayrılmış" bir kaptan. Bazıları, Foley'nin bu manevrayı baştan planladığını söylese de, her halde kaptan Fransız hattına yaklaştığında, belki önceden aklında olan bu olasılığı geçekleştirmeye karar verir.

Foley nasıl bu kararı verdi?

Fransız Amiral François Paul Brueys d'Aigailliers belki donanmasını çok stratejik bir koya demirlemişti, ama İngilizler yaklaşım sırasında şunun farkına vardılar: Fransız gemi hattı alargada yatıyordu! Yani Fransızlar, gemileri baştan ve kıçtan demirleyeceklerine, tek demirde tutuyorlardı, ve sırf rüzgar ve akıntıdan dolayı gemiler karayele bakıyordu. İngilizler, bunun üzerine, gemilerin "bir yoma boyu dönseler de, karaya oturmayacaklarını, dolayısı ile, Fransız gemileri ile sığlıklar arasında - dar da olsa - İngiliz gemilerinin karaya oturmadan geçebilecekleri bir kanal bulunduğunu" farkettiler.

Golaith biraz daha ilerliyor, şimdi gemi rüzgaraltına bocalıyor, yolda hazırladığı kıç demiri atıyor, demir dibi buluyor, yeterince kaloma veriliyor, aganta ediliyor, ve tekne duruyor ve tam ideal konuma geldiğinde tek bir savlo ile Golaith ilk iki Fransız gemisini perişan ediyor. Ve yakın muharebe başlıyor. Bu arada Zealous ve Orion da Goliath'ı takip ederek, hattın rüzgarüstünden veya demirli teknelerin arasından Fransızların iskele bordasına geçiyorlar ve onlar da Fransızları ateş gücü olmayan bordalarından taciz ediyorlar.

Nelson, dördüncü gemi olan Vanguard'da. Vanguard, Korsika açıklarında yaşanan ve Nelson'un bir mektubunda "kibirliliğim cezalandırıldı" diye yorumlayacağı fırtınadan sonra hala kısmen hasarlı[6]. Vanguard ve arkalarındakiler vakit kaybetmeden Fransız filosunun bu sefer sancağına yanaşıyorlar ve kargaşa ve karambol içinde sancak toplarını dahi doğru dürüst kullanamayan gemileri saf dışı bırakmaya başlıyorlar.

Takdir edersiniz ki, bu durumda bir diğer risk daha var: İngilizler araya aldıkları Fransız gemilerine ateşe derken, kendi gemilerine isabet etme riskini de üstlerine alıyorlar.

Nelson yaralanıyor

Bu arada, parantez açalım, Nelson'un sol gözü görmüyor, daha önceki bir savaşta almış olduğu bir isabet sonucu kör. Tam yakın muharebe sırasında, bu sefer sağ gözü üstünden isabet alıyor, "bir deri parçası, gören gözün üstüne katlanıyor, kemik ortaya çıkıyor ve İngiliz amirali en derin karanlığa gömülüyor" Etrafındakiler, akan kandan, Nelson'un ölümcül yara aldığını düşünüyorlar ve onu "ameliyathaneye"[7] yetiştiriyorlar. Ameliyathane bir mahşer. Kafalar, kollar, bacaklar. Duvarlar kırmızıya boyalı, kan gözükmesin diye. Yaralılar viski ile uyuşturulmaya çalışılıyor. Gemi cerrahı elindeki hastayı bırakıp amiraline seğirtiyor. O ise, bazılarına göre tarihi tutumuyla, bazılarına göre -hayatı pahasına!- askerlerin morallerini yüksek tutmak amacıyla "kahraman arkadaşlarımdan sonra" diyor. Cerrah elindeki ilk "arkadaşı" hallediyor, amiraline tekrar yönelmek istiyor, hani, "artık şekil yerine geldi" dercesine , ama Nelson ısrarla sonuna kadar sırasını bekliyor. Bunu görgü tanıkları yazıyor. Yapmasa çünkü, büyük düzensizliğe yolaçacak. Nihayet, müdahale sırasında yarasının ölümcül olmadığı belli oluyor.

L'Orient'in şavkı yaralı Nelson'a vuruyor. Guy Head tarafından1798'de yapılmış portre.

 

Bu sırada L'Orient'in ciddi şekilde yanmaya başladığı haberi ameliyathaneye ulaşıyor.

Büyük hata: Fransız gemileri bordaları boyamak için kullandıkları boya ve yağları güverteden neta etmemişler (halbuki bunu kolaylıkla yapabilirlerdi) ve yanan yağ varillerinin alevi söndürülemez oluyor.

Nelson derhal filikaların L'Orient'e yollanarak Fransız canlarını kurtarma emri veriyor. Bu arada kalem subayını çağırtıyor ve İngiltere'ye yollanacak zafer mektubunu yazdırmak istiyor. Kalem subayı Mr. Campbell ise bitmiş vaziyette, yazı filan yazacak hali yok, bunun üzerine Nelson kendisi yazıyı yazıyor[8]. Saat 2200 sıraları L'Orient'teki yangının çok büyüdüğü haberi geliyor. Artık yangın koyu aydınlatmakta ve gece olmasına karşın "gemilerin bandıraları seçilebilmekte". Nelson dayanamıyor, ameliyathaneden sıvışıp güverteye çıkıyor ve savaşı izlemeye devam ediyor.

L'Orient infilak ediyor

İşte o sırada olan oluyor ve gemi azmanı, devrin en muhteşem gemisi L'Orient, ateşin cephaneliği bulmasıyla büyük bir gürültü ile infilak ediyor. Etraf, sessizliğe gömülüyor, "deprem olmuşçasına" karşılıklı ateş susuyor. Arkasından gökten direk, seren, arma, tel, kaplama, parça güverte, ne varsa yanarak yağmaya başlıyor. Ama İngilizler önlem almışlar, her tarafı ıslatmışlar, "yelkenleri sıkı sarmışlar", başlayan yangınlara hazırlıklılar, fazla hasar görmeden bu finali de atlatıyorlar[9]. Bazılarına göre, bu sessizlik yirmi dakika kadar sürmüş, l'Orient'ın patlaması 15 mil uzaktaki İskenderiye'den duyulmuş.

İnfilaktan sonra l'Orient.

 

Son İngiliz gemileri de hareketleniyor ve koya girerlerken, en öndeki Culloden önce on kulaçta dip buluyor, arkasından "bir kez daha iskandil sallayacak zamanı dahi bulamadan" karaya oturuyor. Arkadan gelen tekneler derhal bocalayarak, artık alamet haline gelmiş Culloden'in rüzgaraltından geçiyorlar. Yani İngilizler fiilen bir gemi eksik olarak muharebeyi kazanmış oluyorlar[10].

Sıranın en başındaki ve henüz saldırıdan nasiplerini almamış dört Fransız gemisi "demir yomalarını keserekten" Fransa yönünde kaçmaya başlıyorlar..İkisi kaçmayı başarıyor da.

Pagan ve Hıristiyan gelenekler karışıyor

Abukir deniz savaşının özeti böyle. İstanbul, Dar-üs Saaddet, ve özellikle "Grand Seignieur", Büyük Efendi Sultan Üçüncü Selim Han Hazretleri, kendi kıyılarında cereyan eden, ancak, hazindir ki, ne menfi ne müspet hiçbir katkısının bulunmadığı önemli savaşın sonuçlarından çok memnun oluyor. Ve işte, Nelson'un hayatındaki en büyük iftihar kaynaklarından biri böylece doğmuş oluyor.

Sultan Üçüncü Selim Han'ın 12 Ramazan 1208 (13 Nisan 1794) tarihli ve üstünde "Selim Han bin Mustafa el-Muzaffer Daima" yazan tuğrası ile bir fermanı.

 

Önce, Grand Seignieur - Büyük Efendimiz - kavuklarından birinin sorgucunu Nelson'a ihsan ediyor. Bu, kendi başına bile olağanüstü ve müstesna bir jest. Tuğ takılma geleneği Osmanlılarda mevcut, kökeni pagan geçmişimize dayanan bir töre. Ama, kaynaklara göre, tarihte vaki değil ki, tuğ bir yabancıya, hele Müslüman olmayan bir yabancıya takılsın. Osmanlılar'da da tuğ ancak serasker ve üstü rütbedeki devlet memurlarına, tasavvur edilebilecek en büyük iltifat olarak ihsan edilmiş. Üçüncü Selim Han, acaba bu ihsanla kurduğu "yeni düzene" uygun bir jest mi yapmak istedi? Her ne ise, Üçüncü Selim Han, bununla yetinmiyor ve Nelson'a bir de nişan ihsan ediyor[11]. İşte "Osmanlı Hilali'nin Nişanı" böyle doğmuş oluyor. Doğmuş oluyor, çünkü bu, aynı zamanda, Osmanlı tarihinin ilk nişanı oluyor. Yine ilginç bir noktaya geliyoruz: Nişan geleneği nereden geliyor, biliyor musunuz? Haçlı Seferlerinden. Dikkat edin İngilizce "order", Almanca "Orden" sözcükleri, çift anlamlı. Bir nişan ifade ettikleri gibi aynı zamanda da bir "tarikat, sınıf" anlamı da taşıyorlar, yani dinleri Hıristiyanlık uğruna dünyevi değerlere sırt dönen, din uğruna hayatını feda etme yemini vermiş bir insanlar topluluğunu betimliyor[12]. Ve Üçüncü Selim Han kalkıyor, esasen kendine düşman gelenekten gelen bir jestle bir Hıristiyan amiralini taltif etmiş oluyor. Ve bununla da Osmanlı devletinde bir nişan geleneği başlatıyor. Zamanla bu nişanların kökeni unutuluyor ve İstiklal Madalyası'yla gelenek Cumhuriyet Türkiyesi'ne de taşınmış oluyor..

Üçüncü Selim Han'ın Lord Nelson'a ihsan ettiği çelenk.



Acaba Üçüncü Selim Han yaptığı iltifatın çelişkili manasını biliyor muydu? Veya bilerek bir diğer reform davranışı mı sergilemek istedi? Yanıtları bilmiyorum.

Sultan Üçüncü Selim Han (1761 - 1808)

 

Üçüncü Selim Han'ın annesi Mihrişah Sultan da şükranlarını ifade etmek için Nelson'a kıymetli taşlarla bezenmiş bir kutu yolluyor. Bunların yanında Üçüncü Selim Han tarafından ihsan edildiği söylenen bir kürk ve bir kılıçtan da bahsediliyor, ama kayıtlarda ve evraklarda bir sorguç ve bir nişan var, diğer hediyelerin Hanedan tarafından ihsan edildiği bir tahmin.

Ancak bu şaibeye rağmen, 2002 yılının Trafalgar gününde, yani 21 Ekim'de ünlü müzayede evi Sotheby tarafından yapılan arttırmada "Nelson'un kayıp kılıcı" 330.000 Pound'a alıcı bulabildi.

Sotheby tarafından 2002 yılında ortaya çıkarılan "Nelson'un kayıp kılıcı".

 

"Kibirli" Nelson

Nelson'un sorgucu şapkasına takması da sanki kendi tercihi ve Kraliyetin yazılı rızasıyla [13] bunu yapıyor. Sorgucun İngiliz denizcisinini "üçgen şapkasına " takmasının bir diğer örneği yok, nihayet sorguç, kavuk için öngörülmüş bir dekor. Nelson'un sorgucun bir özelliği daha var: Arkasındaki kurgu mekanizması ile harekete geçen merkezi pırlantalar dönerek çok parlak bir pırıltı oluştururlar, Nelson da resepsiyonlarda sık, sık şapkasını çıkarıp içinden bu mekanizmayı kurarmış. Maalesef, Üçüncü Selim Han'ın sorgucunun sonu 1951 yılında geliyor ve sorguç Greenwich müzesinden çalınıyor..Artık ancak fotograflarda, ve Lemuel Abbott'un, beni konuya yönelten, Greenwich'de sergilenmiş Nelson portrelerinde mevcut.

Nelson'ın iki çağdaş karikatürü. Solda, Nil timsahlarını "hizaya getiren" Nelson. Bazı timsahların "timsah gözyaşları" döktüğü görülüyor. Nelson'un elindeki sopada sanki "Britania" yazılı. Sağda ise grotesk bir Nelson görüyoruz. Samur kürkü, sorgucu ve "Oriental" kılıcıyla çaresiz bir hal sergiliyor. James Gilray, 1798.

 

Epilog

Fransızların başaramadığını Kavalalı Mehmet Ali isimli bir Rumeli'li başardı. 1805'de Memluk ordusunun başına geçti ve İngilizleri 1807'de yendi. İngilizler Mısır'dan çekildiler ve ancak 75 yıl sonra geri gelebildiler.

metin: Yusuf Civelekoglu
son güncelleme: 23.05.2005
Ana Sayfa  
yachtWORKS-bodrum, Her Hakkı Saklıdır, Copyright 2002, 2003
t 124