Sn.Yücel Köyağasıoğlu anılarını "İstanbul Kotraları" isimli kitabında yayınlamış 2004 senesinde bizlerle paylaştığı Yıldız Kotrası' nın öyküsüne ve daha nice güzel yatın hatıralarına kitabında yer vermiştir.

Ataköy Marina Yacht Club Yayın No:10
Birinci baskı 2007
.
 

BİR ZAMANLAR YILDIZ KOTRASI* VARDI
Yücel Köyağasıoğlu, Yük. Mimar (DGSA)

 

Bu kıymetli hatıraları ve çizimleri bizimle paylaştığı için Yücel ağabeyimize minnettarız.
yachtWORKS

 

 

STS BODRUM YELKENLİ OKUL GEMİSİ'ni imâl ederken, sayın IFOR başkanı Ferit Biren bizleri ikaz etmişti; "Cumhuriyet tarihimizin ilk yelkenli okul gemisi olarak YILDIZ kotrasını unutmayalım" diye. İşte o güzelim tekneden bende kalan anıları.

 

1944 yıllarında, o zamanki adı ile Yüksek Deniz Ticaret okulunun kayıkhanesinin önünde bağlı dururken tanımıştım O'nu. İlk kısmında okuduğum Galatasaray ile Deniz Ticaretin arasında, emekli Hamit Naci gemisi kıçtankara dururdu. Sancak tarafındaki Şeref Stadı'na komşu rıhtıma bağlı, boylu boyunca YILDIZ bütün ihtişamı ile yatardı. Teneffüslerde çıkar, hayran hayran onu seyrederdim. Bir kaç defa da, dayım Nedim Özgen'le, Ortaköy'den sandalla gidip, huşu içinde gövdesini okşamıştık. O yıllarda bildiğimiz en büyük kotralar, 18 metrelik Moda Deniz kulübünün uskunası İPAR (şimdiki Canikom), Atatürk'ün kotrası RÜYA ve Avni Şasa'nın ESEN'i idi. Bunların yanında YILDIZ, 22 metrelik güverte boyu ile randa yelkenli dev bir yawl idi. O yıllarda ESEN ve Prens Abbas Halim'in İNGE kotralarının haricinde tüm yatlar randa yelkenli idiler. Gisela ile Horoz sonraları markoniye dönüştüler. ARSLAN 1950'de armasını değiştirdi.

 

YILDIZ, söylendiğine göre Fransız yapımı, Akdeniz şampiyonu bir yat olup, Celal Bayar tarafından alınıp, Deniz Ticaret'e verilmiş idi. Fakat ne yazık ki bu güzelim yatın kıymetini bilemediler. Bakımsız, altı sakal bağlamış durumda senelerce kıpırdamadan, o rıhtıma bağlı kaldı. Hatta o müthiş süratine rağmen katıldığı bir yarışta dereceye bile giremedi. Yine aynı okulun 4 adet iki direkli kabayolesi ve kürek çekilen filikaları vardı. Bunlar iyi havalarda yelken basar, bizim okulun önünde volta atmaya çalışırlardı. Ne Hamit Naci'nin, ne de YILDIZ'ın senelerce sefere filan çıktığını göremedim. Deniz Ticaret'in o zaman ki müdürünün bir sürat motoru vardı. 1 Temmuz yarışlarında davetlilerin önünde bir gösteri turu atar, tekrar kayıkhaneye girerdi. Tabii zamanın harp yılları olduğunu da unutmamak gerek. Sonraları duyduk ki YILDIZ, Moda Deniz Kulübü'ne verilmiş.

 

O yıllarda, Moda Deniz Kulübü çok faal bir kuruluştu. Sık sık yat yarışları organize eder, bir çok yat da bu yarışlara katılırdı. Yatlar Moda'dan start, alır tüm boğaz çıkılır, Beykoz'daki gemi şamandıraları dönülür ve tekrar Moda'da finish yapılırdı. Moda Deniz Kulübü'nün YILDIZ'dan başka filosunda kiraya verdiği pek çok kabayolesi vardı; meşhur raftı, Hayri İpar'ın hediye ettiği İngiliz yapımı İpar yatı, Bayar 2 motoru, kayıkhanesinde de 42 mil sürat yapan orjinal Christ Craft Rüzgar motoru, Ömer İnönü'nün 1936 Olimpiyatlarına giren kırmızı Marmara Starboat'u, yedek direkleri ile tavana asılı dururdu. 1950'lerde bu tekneyi Gölcük'e götürüp, aynısından Deniz Harp Okulu için 12 adet imal etmişlerdi. Bende, imalat safhasında atölyeye gidip yapılan tekneleri görmüştüm. Fakat Marmara'nın ölüsü bile bu yeni yapılanlardan daha iyi idi. Moda'da yapılan ilk yarışlardan birinde, rahmetli Cafer Seyfioğlu, Marmara ile starta çok geç başlayıp, 20 yıllık eski bezden Radsey yelkeninin direğe giren gradini yırtılıp, sadece üst köşesinin tutmasına rağmen hepsinin önünde yarışı bitirmişti. Marmara'nın kıç aynası, şimdilerde İYK' nin bar duvarını süslemektedir.

 

YILDIZ, 1945'lerde artık Moda Deniz Kulübü'nün filosuna dahil olmuştu. O günlerde Ipar 35 TL.'ye, YILDIZ da 27 TL.'ye kiralanıyordu. YILDIZ'ın iskele tarafında bulunan tek motoru hep bozuk olduğundan sadece yelkenle yol alır, dolayısıyla fazla talibi çıkmazdı. Fakat gene de, Fenerbahçe koyunda yelken bastığı günlerde herkesi hayran bırakan o muhteşem siluetini unutmak ne mümkün. Dayım Nedim Özgen'de zaman zaman YILDIZ'la yarışlara girerdi. O zamanlarda çizdiğim bütün resimlerde YILDIZ kotrası vardı. O'nun modelini yapabilmek için az mı uğraş vermiştim. Tabii masif ağaçtan yontarak yaptığım modelini suya koyunca kıçı- başı, kuğu gibi havada durmayınca kahrolurdum. Bir kış sezonu, YILDIZ ve Ipar Bebek'teki eski Galatasaray Kulübü'nün önünde kışladılar. Baş tarafları Bebek iskelesinde, kıç tarafları kulübe bağlı olarak kaldılar. O yıl bizim tekne de (şimdiki Süleyman Dırvana'nın meşhur Seddülbahir'i ) aynı yerde olduğundan YILDIZ'I ve İpar'ı yakından tanıma fırsatı buldum. Hiç unutamadığım, bizim botun içinde, ayakta durduğum zaman, rahatlıkla YILDIZ' in güvertesini görebiliyordum. O zamanlar henüz ilkokul öğrencisi olduğum düşünülürse, demek ki YILDIZ'ın borda yüksekliği ancak 120-130 cm. yüksekliğinde idi. Bu arada YILDIZ'ın güverte boyunun 22 metre olduğunu unutmayalım. YILDIZ kotrası, daha önce de belirttiğim gibi tam bir randa yelkenli Yawl idi. Yani ön direği arka direğinden uzun, arka direği (mizenası) dümen dolabının arkasında bulunurdu. Ön direğindeki randa gizinden, direğin tepesine kadar olan kısım oldukça uzundu. Bu da gösteriyordu ki YILDIZ, zamanında ön direğinde bir topsail taşıyordu. Teknede hem dümen dolabı, hem de yeke teşkilatı vardı. Güvertesinde iki adet havuzu olup, kamaralara inen küçük bir güverte binası bulunmaktaydı. Baş tarafa doğru iki adet hatch, başaltı girişi ve elle çalışan demir ırgatının dışında pek fazla bir şey yoktu. Baş ve kıç altında üst üste sabit ranzalar vardı. Orta kısımda da mütevazı bir salonu bulunurdu. Hiç bir zaman çalıştığını görmediğim, hurda makinesinin durduğu makine dairesi, yanılmıyorsam teknenin iskele tarafında idi (eski yatlarda pervaneler yan taraftan çıkarlardı). Sonuç olarak YILDIZ, tam bir yarış yatı idi. Onda tanıştığım bir çok detayı, randa armayı, BODRUM Okul Gemisi'nde kullandım. Dolayısıyla bu gün teknelerde sadece dekoratif bir unsur olarak görülen randa özentisi yelkenlerin, aslında çok ciddi bir yelken sistemi olduğunu hatırlatmak istedim.


Hangi yıl olduğunu tam olarak hatırlayamıyorum, ama 1948 yazı olabilir; Yine bir Pazar günü, kendi teknemiz ile adalara doğru yelken yaparken, Fenerbahçe koyunda, yelkenlerini basıp, arkamızda beliriveren YILDIZ'ı gördük. Güvertesi müşterilerle dolu bir halde yanımızdan tam arma gelip geçti. YILDIZ'ın bir adeti vardı. Adaya giden vapurlara yetişir ve onlarla kapışırdı. Vapurdaki yolculara da müthiş bir yelken ziyafeti çektirirdi. Bu seferki de bir çarklı ada vapuru idi. Halep veya Basra olabilir. Sakın ola çarklı vapurların süratini küçümsemeyin. Olağanüstü hızlı giderlerdi. Çünkü o kadar ince- uzun gövdeleri vardı ki, bu yüzden de devamlı bir tarafa yatarak yol alırlardı. Bizde teknemizden büyük bir keyifle Bostancı açıklarında yapılan bu heyecanlı yarışı izliyorduk. Birden olanlar oldu. Önden giden çarklıya, arkadan yetişen YILDIZ, rüzgar üstüne yükselerek, vapurun iskele tarafından geçmeye çalışırken baştan, cıvadrasıyla iskele çarkına girdi. Korkunç bir şeydi bu. Baş stalyası , vapurun çarkına takıldı ve bir anda koca YILDIZ tamamen yana yattı. Gözümüzün önünde güvertedeki her şey denize aktı gitti. İnsanlar, minderler, eşyalar, ipler. Sonra tekne, birden dikiliverdi. Herhalde stralya koptu. Kalktığında güvertesinde hiç bir şey kalmamıştı artık. Hemen oraya doğru yöneldik. Fakat o zamanlar bizde motor yoktu. Zaten O yıllarda pek az sayıda teknenin motoru vardı. Biz yelkenle, yanlarına varmaya uğraşırken, civarda seyreden İpar ve hatırlayamadığım bir başka yat, YILDIZ'ı yedekleyip, Moda'ya doğru çekmeye başladılar. Kaza yeri, etraftan yetişen teknelerle dolu idi. Biz geldiğimizde, yardım edebileceğimiz bir şey kalmamıştı artık.

Bu kazadan sonra, YILDIZ'ı Fenerbahçe mendireğine, kıçtan bağladılar. O güzelim tekne, direkleri sökülmüş, parçalanmış baş tarafına eski bir branda parçası çakılmış vaziyette kaderine terk edildi. Biz de o yıllarda Seddülbahir'i sayın Dr. Süleyman Dırvana'ya 500 TL.'ye satmış, yerine o zamanki adı Albatros olan, Fransız yapımı Horoz kotrasını 3.000 TL.'ye satın alıp, Büyükdere'deki, Anadolu Tersanesi'nde tamirine başlamıştık. O zamanki yatların çekilebileceği tek yer, Büyükdere'deki tersaneler idi. Bütün yatçılar orada toplanırdık. Buraya bir çok İngiliz yatı çekilirdi. Yan tarafımızdaki kilisenin dükkanında, efsanevi Hamit Kaynak' in atölyesi vardı. Oğlu Metin bey, o zamanlar genç, atletik bir kolej öğrencisi idi. Bizim tersanenin başında da Usta Emilyo bulunurdu. Zaten, tersanede çalışanların çoğunluğu Rum'du. Usta Emilyo' nün babası, sayın Rıfat Edin' in şimdiki yatı Kanat' ı yapan kişiymiş. Kendi ağzından duydum: O sıralarda mirasyedi Ali Bey'in yatı olan Kanat' ın kıç tarafı çürümüş, onu tamir ediyordu. Usta Emilyo, daha sonraları Camialtı tersanelerine gitti ve 1953' lerde gerçekleştirilen, Türk yatçılığında bir dönüm noktası sayılan, Camialtı yapımı Dragon ve Pirat imalatlarının başına geçti. Hepsinin toprakları bol olsun. 1950'lerde daha yeni yeni Karadenizli gençler, gelip bu okulda yetişmeye başladılar. Daha sonraları, tersanenin başına geçen Hüseyin Usta, daha sonraları Tuzla' ya yerleşen kızakçı Kör İsmail, hep buradan yetişen ustalardı. Allah, onlara da gani gani rahmet eylesin. O günleri yaşayan biri olarak, başka bir yazıda, anılarımı sizlerle paylaşmak isterim.

1949 yılında, ıslak bir kış günü idi. Sınıfta, anlatılan dersten çoktan kopmuş, Ortaköy sahilinde bulunan okulun kocaman pencerelerinden, önümde gri gri akan Boğazı seyrediyordum. Birden irkildim. Bir römorkör, peşinde direksiz, büyük bir yatı ağır ağır çekiyordu. Bu YILDIZ' di. O muhteşem teknenin sanki cenazesi geçiyordu önümden. İnanın o günü hala unutamıyorum. Sonra öğrendim ki; YILDIZ' ı da Büyükdere' ye, hemen bizim teknenin yanına çekmişler. İçimde bir ümit doğdu, belki yeniden tamir edilir diye. Yaza kadar öylesine durdu tersanede. Bizde, bu arada kendi teknemizle uğraşıyorduk. Bu arada yatçılık camiasında yeni bir isim dolaşmaya başladı; Haşim Mardin diye. Bu zat, Mardin' li bir armatördü. Yıldızı bir anda parladı piyasada. Haran, Raman ve Mardin adlı gemilerin sahibi oldu. Tam Kore savaşının yılları idi. Oraya, Amerika' dan gemileri ile malzeme taşıdığı söylenirdi. Sonra duyduk ki, Haşim Mardin, bir zamanlar Atatürk'ün kotrası olan Rüya' yi satın almış ve bu yatla dünya seyahatine çıkacakmış. Bir gün baktık, Rüya' yi, Büyükdere' ye, YILDIZ'in arkasına, tam da bizim yanımıza çekiyorlar. Rüya, ilginç bir yattı. Bilmem hatırlayan var mı? Sancak tarafında mataforası olan, cıvadrası tam ortadan değil de bodoslamanın yanından çıkan, randa yelkenli, 18 metre boyunda, tipik bir İngiliz yawl'i idi. Atatürk zamanında lacivert boyalı imiş. YILDIZ'ın kuğu görüntüsünün yanında, kaba saba kalıyordu karada. Duyduk ki Haşim Mardin YILDIZ'ı da satın almış ve tamir ettirecekmiş. Nasıl sevindim bilemezsiniz. O Yıllarda, bu işin piri mühendis Harun Ülman vardı. Yarattığı tekneler hala bir Stradivarius keman gibi kıymetlidir. Şimdiki tekne ustalarının bir çoğu, onun Kartal'daki çimento fabrikasının altındaki atölyesinde yetişmişlerdir. Bir gün baktık ki, Harun bey ile Haşim bey, YIDIZ'ın baş üstüne oturmuş konuşuyorlar, hesap yapıyorlar. Sonuçta, ortaya Haşim beyin kabul edemeyeceği bir rakam çıkıyor. O zamanlar için oldukça yüksek bir fiyat: 35.000 TL gibi yanılmıyorsam. Bunun üzerine YILDIZ' in parçalanmasına karar veriliyor. Önce, gövdesindeki lüzumlu parçalar sökülmeye başlandı. Kamaralara girişteki güverte binası alınıp Rüya'ya monte edildi. Bumbası büyük geldiği için boydan kesildi. İçinden Marsilya'daki yapımcısının kartı çıktı. Hiç unutamıyorum. YILDIZ' in, teak güvertesini kırdılar.

 

Sonra kemereleri dağıttılar. İncecik olan burnunu, el hızarı ile kestiler. Daha sonra, altındaki dikmeleri tek tek aldılar. Koca tekne, tek bir dikmede kaldı. Onu da, tersanede herkesin takıldığı bir Rum kızakçı vardı, tüm itirazlara rağmen, teknenin altına girip, ipi bağladı. Hep beraber asılınca da, dikme kaydı ve koca tekne, sancak tarafına, büyük bir gürültüyle devrildi, yamuldu. Sonra da leş kargaları gibi teknenin üzerine üşüşüp, yolmaya başladılar. YILDIZ'ın hakiki maun olan tüm gövdesinde, tek bir çürük nokta dahi yoktu.

 

Kaplaması, üstü tapalı bronz vidalarla postalara bağlanmıştı. Su kesiminin altı, çift kat maun sarılı idi. Çarmık ayaklarının bulunduğu metal postalar, tüm gövdeyi sarıyordu. 25 tonluk tekparça kurşun salmayı tutan tüm metal döşekler, bronz saplamalarla sabitlenmişti. Hala inanıyorum, YILDIZ az bir masrafla, tamir edilebilse idi, bu gün hala hayatta olup, kesinlikle dünyanın sayılı, klasik yatlarından biri olurdu. Yazık oldu. Ceylan yatının kaptanı İsmail, günlerce uğraşıp, oksijenle kurşun safrayı parça parça kesip çıkardı. Kurşunları kamyonlara yükleyip götürdüler. Kalanları da öylece tersaneye bıraktılar. Tenekeler dolusu bronz vida, saplama toplandı hurdasından. Biz de başaltına inen, metal merdivenini, güvertesinde, iskotaları bağlamak için kullanılan "çelik" dediğimiz, bronz mapalara geçmiş teak ağacından koçboynuzlarını alıp kendi teknemize monte ettik ve senelerce kullandık.

 

 

O gün, orada bulunan herkes Haşim Mardin'i lanetledi. Böyle güzel bir eseri bozdurduğu için. Kader midir, nedir bilinmez. Rüya yatı, Atlantik'e açılamadan, İtalya' da bir yangında battı. Daha sonraları Haşim bey Amerika'dan 400.000 TL'ye 32 metre boyunda, gövdesi bronz, adını da RÜYAM koyduğu muhteşem bir yat aldı. Rüyam'ın, Atlantik'i aşan ilk Türk teknesi olarak maceralarını, Yelken Dünyası'nın önceki sayılarında bulabilirsiniz. Döndükten sonra Haşim Mardin ve Rüyam yatı ile epeyi hatıralarım oluştu. Bunlarda ayrı bir yazı dizisi olabilir. Sonuç olarak Haşim beyin işleri bozuldu. Gemilerine el konuldu. Hamburg limanından, bir gece yarısı, sadece kendisi ve çarkçısı, el konulan bir gemisini kaçırdı. Rüyam ile 16 Mart I960'ta Biskay'da karaya oturdu. Aylarca yan yatmış teknesinin içinde yaşam savaşı verdi. Çok sevdiği gemisini terk etmeyi reddetti. Sonunda Fransızlar, Rüyam'ı römorkörlerle derin suya çektiler ve el koydular. Haşim Mardin de bu olaydan iki ay sonra vefat etti. Allah rahmet eylesin, unutuldu gitti. Oğlu o zamanlar kaptan olacaktı. Kendisini tanıyan varsa, lütfen bildirsin onunla hatıralarımı paylaşmak isterim.

 

1963 yılında, Vespa ile Avrupa'yı dolaşmıştım. Dönüşte Pire'de gezerken Turko Limanı'nda, birden tanıdık bir yüzle karşılaştım. Seneler sonra Rüyam karşımdaydı. Çok heyecanlandım. Sanki 40 metrelik ön direği biraz kısalmış gibi geldi bana. Asıl, üzerine çok çirkin bir vagon oturtmuşlar, kumandasını da bunun üzerine almışlar. Güzelim tekneye yazık etmişlerdi. Charter teknesi olarak kullanıyorlardı.

 

Aradan, geçen yaklaşık 35 yıl içinde Tuzla'da, bir çok tersane kurulmasına rağmen, 1984 de, türlü çabalarla kızaklanamayan 33 metrelik Camper & Nicholson yapımı bir yat olan Black Swan'ı karaya alabilmek için, yıllar sonra gene yolum Büyükdere'ye düştü. Gençlik günlerimin geçtiği tersanede, artık tek bir yat dahi yoktu. Yerlerine, kosterler ve balıkçı gırgırları çekiliyordu artık. Tanıdık kimse de kalmamıştı. Sora, sora Hüseyin ustayı buldum. Yıllar önce emekli olmuş, evine kapanmıştı. Kalbinden de rahatsızdı. Ama biliyordum ki, bu 5 metre derinliği olan dev tekneyi kızaklayabilecek tek kişi o idi. Sonuç olarak, ricalarımı kırmadı ve Tuzla' da kimsenin başaramadığı işi, bir seferde bitirdi. Yaptığı devasa kızak, koca tekneyi tam olarak kavramıştı. Hatırlatırım, Black Swan' in altındaki kurşun salma, 75 ton idi. Yani yıllar önce tam, aynı yerde bozulan YILDIZ'ın salmasının 3 misli. Yatın tamiri, iki sene kadar sürdü. Ben, bu arada tersanede YILDIZ'dan kalan bir şeyler bulmaya çalıştım. Ama nafile, zaman her şeyi silip, süpürmüştü. Bizden sonra, tersanede kapandı. Önünden kazıklı yol geçti. 40'ar metre uzunluğundaki meşe kızakları da, Tuzla'ya taşınırken, Akıntı burnu yakınlarında halatlarını kopartıp battılar. Onlar da öylece gitti. Ben de 1986 yılında, Bodrum'a göç ettim, bir daha da oraları görmedim.

 

[*] YILDIZ Kotrası bir CUTTER olmayıp, kesinlikle bir YAWL idi. Fakat biz onu her zaman "YILDIZ KOTRASI" olarak hatırlıyoruz.

 

 
PROFESYONEL YAT BAKIM VE ONARIM SERVİSİ - TURGUTREİS - BODRUM -TÜRKİYE
Son güncelleme: 21.07.2009 4:05 PM
yachtWORKS-Bodrum, All Rights Reserved, © Copyright 2002-2009

 


Site Meter